29 Kasım 2013 Cuma

Bu hafta neler oldu?

Blog sahibi olmak zor kardeşim..
Sürekli yazman gerekiyor.
Yazamadığında her şey eksikmiş gibi..
Ama öyle tempolu bir hafta geçirdim ki.. Bende inanamadım, bilgisayarın başına oturamadım ey okuyucu!

Öncelikle aklıma şöyle bir şey geldi, bir küçük açıklama..
Ben bloğu günlük niyetine yazmaya başladım aslında, o yüzden ne Facebook'da ne Twitter'da bloğumu paylaştım.. Arkadaşlarımdan kimse bilmiyor ne yaptığımı. Mantığı basit aslında, rahat olmak istedim, ne düşünüyorsam yazmak istedim, ne yaptıysam.. Çünkü Twitter ya da Facebook'da öyle ya da böyle izleniyorsun, eleştiriliyorsun.. Derdim eleştirilmemek de değil ya, hesap vermemek, takılmamak. Olduğu gibi olması için.. O yüzden kendi fotolarımıda eklemiyorum bloğa.. Bilseniz ne güzel bir kızımm :)) hahaha :))
Neyse bundan sonra ne olur bilmem, değişir belki fikrim, ama şimdilik iyi..

Sooooo... Sonrasında bir farkettim bloğa birilerinin gelip okuması çok güzel ama kayıt yaptırmadıkları için eziğin önde gideniyim!!:) Bende bilirdim arkadaşlarımı buraya toplamayı sayın okuyucu ama işte asıl olay bana ve sana olduğundan yapmıyorum.. Egom yerlerde, kendimi değersiz falan hissediyorum Biri bloğumu okusada kaydolsa ya..:(

Neyse.. Bu içsel serzenişler bir yana, geçtiğimiz hafta sonu yani 24 Kasım'da, eşim ve arkadaşlarımızla Maşukiye'ye gittik. Sapanca... Sapanca'yı biliyordum ama bu tarafını hiç görmemiştim. Kartepe, kışın kayak yapılabilen çok güzel bir merkez. Maşukiye ise çok güzel bir kasaba. Sonbahar yapraklarıyla, harika bir havayla karşıladı bizi. Çok güzel bir gün geçirdik, hava bir güzel bir sıcak.. Oh nefes aldım, yürüdük yemek yedik.. Bir piknik organizasyonuydu aslında, ama sonbahar o kadar güzeldi ki..


Ve güzel bir haftasonunun ardından hafta başladı. Pazartesi günü işe geldiğimde iş arkadaşlarımdan ikisinin tartışmasının ortasında buldum kendimi. Aslında benimle hiç ilgisi yok ama, iki üniversiteden arkadaş, iki yakın dost birbirlerinin hayatından çıkarmak istercesine, hatta isteyerek, hiç konuşmuyorlar şu an. Bir patlama, bir birikme sanırım yaşadıkları. Ama ben böyle şeylerde pek üzülüyorum, bilmiyorum çok gereksiz işler, çok değersiz durumlar.. Olmaması lazım, ne olursa olsun, birlikte yılların var, onlarca paylaşmışlığın var, gözleriniz var ortada. Noluyor yani?

Pazartesi akşamı şahane bir yemek. Twitter dostlarımla birlikteydim. Malesef isim veremeyeceğim ama herkesin tanıdığı isimler vardı aralarında, çok güzel geçti. +İzzet Çapa'nın Limonata'sına gittik, Nişantaşı'nda.. Yemekler şahane, bayıldım. Ah o çıtır mantı, o tatlılar.. Aman Allah'ım! Diyetisyenimle gitmeseydim iyiydi ama, neyse yedik bir şeyler :)

Ve salı, nihayet tez özetim danışmanımı geçti, bölüm başkanı ve enstitüye gidecek. Bundan sonrasına bakacağız.. Bir küçük adımcık daha bitti. 

Ve hayatımın en önemli parçası... Klasik Kemençe.. Bir sene ara verdikten sonra tekrar başladım.. Çok mutluyum, bunu öyle geçiştiremeyeceğim arkadaşlar, bir gün uzun uzun yazacağım bununla ilgili.. Başka sulardayım, başka dünyaların kapısı o benim için..

Bugün güzel Cuma :) Gündüzü ayrı gecesi ayrı güzel gün.. Akşam bizimkiler bizimkilere gelecek. Dünürler buluşacak yani :) Yarına ise o kadar güzel planlarım var ki.. Ne mi? Evdeyim... Okuyacağım, kemençemle buluşacağım, spor yapacağım, ohh evimdeyim. Misss!

Notcuk or Notçuk: Resimlerin adresi http://www.masukiye.com/resimler.html. Ama aynen öyleydi benim gördüğümde, tam sonbahar. Haydi sizde karına kışına gidin ;))









22 Kasım 2013 Cuma

Asi Bir Kuştuk hepimiz. Kuş olup uçtuk..

Dün akşam Kozyatağı Kültür Merkezi'nde +Ali Poyrazoğlu 'nun "Asi Kuş" oyununu izlemeye gittik.. Ben biraz kırık, biraz grip, biraz hassastım..Yolda giderken arabada uyukladım, hiç mi hiç canım istemiyordu açıkçası bir şey izlemek... Hatta oyun başlayana kadar koltuğumda uyukladım, öylesine bir hal geldi ki, eve gidip yatmak ne cazipti..

Ve oyun başladı. +Ali Poyrazoğlu sarı payetli ceketiyle çıktı önce sahneye, sohbet etti seyirciyle, alkış dedi daha çok alkış.. :) Başladı önce güldürmeye, öndekilere protokolsünüz zenginsiniz, arkadakilere ise işte benim fakir halkım ben sizin için oynamaya geldim deyince alkış kıyamet tabii :)

Oyun önce biraz fıkralar, şakalar, müstehcen hikayelerle başladı.. Açıkçası eyvah dedim, çünkü çoğu zaman böyle şeyler güldürmüyor beni,  ama daha sonra öyle güzel konuştu ki +Ali Poyrazoğlu .. Text bazı yerlerde o kadar göklere çıktı ki... Duygulandım, çok güldüm, çok içten hissettim onu...

Ali Poyrazoğlu zaten benim yıllardan beri çok sevdiğim, radyo programlarını takip ettiğim, çok derin bir adam.. Oyunculuğuna diyecek söz bulamıyorum o ayrı.. Ama dün akşam oyunculuğundan ziyade, sanki maneviyatı yüksek bir ruh vardı karşımda, o konuştukça ben okşandım, o konuştukça ben derinlere daldım.. Mustafa Kemal hikayeleriyle coştuk, +Müjdat Gezen +Sezen Aksu+Huysuz Virjin ve en sonunda +Zeki Müren hikayeleriyle beni benden aldı.. Aklım yüreğim ruhum gitti 80'li yıllara... Ki ben 83 doğumluyum, hissettim, gittim o zamanlara, o hikayelere.. O kadar güzel anlattı ki +Ali Poyrazoğlu .. Helal sana diyorum. Yine sevdim seni, yine beni benden aldın.. 

Öyle anlamlı dersler vardı ki içinde, insanın yaratıcı ruhunu geliştirmesine yönelik.. Ben bilmeme rağmen yine de çok iyi geldi, doping gibi oldu, babam bana ders veriyordu sanki hayatı öğretiyordu.. "İnsan iş adamı olabilir ama bu kimliğin yanında mutlaka sanatçı ruhunu da çıkarmalı.. Ya da sanatçılar mutlaka iş adamı ruhunu çıkarmalı ki kendi işlerini yürütsün.. Mimarsan Klasik Türk Musıkisi yap, Avukatsan Uzay Bilimleri ile ilgilen, Doktorsan Şiir yaz... Yap ki yaratıcılık çıksın, bununla dünya ve sen geliş değiş" Ah... Evet işte bu.. Tam da bu!

Bunun yanında araya giren ve hatta oyun onunla başladı diyebiliriz +George Bizet'in Carmen müzikali ve hikayesi... Aynı şekilde dokunaklı ve aynı şekilde çok etkileyiciydi..İspanya'yı görmemiş bu dahi yazar sadece bir iki İspanyol tablosuna bakarak ve bir-iki İspanyolca şarkıyı dinleyerek, aslında ucundan tutarak bu müthiş operayı yazmış... Yine yaşadığı sürece pek değer görmemiş ve erkenden ölmüş Bizet.. işte diyor +Ali Poyrazoğlu "George Bizet genç bir devrimciydi aslında, operayı değiştirmek istedi ve değiştirdi de. Bir devrim yaptı o" Belki işi dışında bir şeydi ama sanatın bir yerinden tuttu Bizet.. Yaptı, gösterdi dehasını..

Asi Kuş gerçekten içindeki kuşu, özgürlüğü, coşkuyu harekete geçiren bir oyun.. Kuş olup uçası geliyor insanın.."Ve aşk.. Özgürlüğe uçan kuşların birlikteliği.. Çoğunun kolu kanadı sakat.. Daha sonra sakatların birleşmesi.." Çok etkilendim aşk üzerine onlarca söz söyledi.. İyi ki var +Ali Poyrazoğlu iyi ki..

Ve ben iyi ki onun oyunlarıyla, radyo programlarıyla büyümüşüm.. Okuyan varsa bu notu, kaçırmayın derim. İçinizdeki Asi Kuş'u canlandırmaya diyelim...

21 Kasım 2013 Perşembe

Ben sigara dumanının altında...

Uzun zaman oldu sanki.. Haydi bakalım yine buradayım, bu akşam Asi Kuş'u izleyeceğim bir aksilik olmazsa... +Ali Poyrazoğlu bizim için oynayacak bu gece.. Çok umutluyum oyundan, nedense bir aydınlık hissediyorum. Yarın uzun uzun yazayım ki bende kalsın kelimeler, tiyatro..

Çok mu ara verdim ha.. İnan bir "sigara" mağduruyum.. İçsem zevk alırdım, ama içmediğim halde maruz bırakılmak çok saçma.. Çok tartışma.. Çok yorucu.. Çok dağınık ev.. Çok zor toparlamak.. Çok mu az seviliyorum acaba.. Çok kırgınım.. Çok kızgınım...Ondan aralar, ondan kopuşlar bendeki. Sorry Günlük!

15 Kasım 2013 Cuma

Çok Konuşuyoruz Bazen, Çok Gereksiz!

Bazen yok olsam diyorum. Kaçsam gitsem.
Nedense çok gerdi beni bu Esra'nın hediyelerini evde mi versek işte mi versek kısmı..
2 adet hediye ütü ve tost makinesi.
Alındı gelindi Eminönü'nden.
İşte benim masamın altında duruyor, Cumartesi Esra'ya gidilecek ve orada verilecek.
Neyse, derken Hülya dün odaya çağırdı bizi. Yemek listemizi konuşmak için son kez.
Çünkü Esra'ya giderken herkes bir şey yapacak diye konuşmuştuk.
Neyse o da ayrı bir tartışma konusu.

Maksat Esra yorulmasın, evinde bizi ağırlıyor yük olmayalım. Evet biliyorum iyi niyet.
Ama Esra'yı koruyacağım diye bizim üstümüze gelmeler, sen kısır getir, sen tatlı yap, Esra sen sakın bir şey yapma, biz getiririz... Tamam yapmasın Esra da. 3-5 insan birşeyler yapıyor zaten yeter. Ama yetmedi, bayağı uzun sürdü tartışma, bende en son Esra yapsın n'olcak falan dedim.

Olayın kötü kadını ben!!

Neyse sonra dedim kendime neden dedim diye. Ama bi kızdım ellerde yemek biri Bakırköy'den gelir, biri Şişli'den, biri Ayazağa'dan, biri Beşiktaş'tan.. (Esra'nın evi Çamlıca'da bu arada) Bir ben Kadıköy'den geliyorum, evet yakın diğerlerine göre.. Ama kimsede araba yok herkes toplu taşıma vs..

Bende dedim ki Esra'nın hediyelerini işte mi versek acaba? Aman demez olaydım ne ayıp olur kaldı, ne kabalığımız. Yani Esra benim 12 senelik arkadaşım, işte versek nolur o yavaş yavaş götürür evine. Sonuçta yarın hepimizin elinde yemek bir de hediyeleri olmasındı derdim..

Uzun uzun mail trafikleri verelimciler vermeyelimciler, ayıp olurcular olmazcılar.. Off negatif oldum..

Neyse az önce verdik hediyelerini iş yerinde. Çünkü hediyeye katılıp yarın gelmeyecekler vardı bir de. Onlarda en azından Esra'yı görmüş oldu.

Biz çok kadınız iş yerinde Melike'nin dediği gibi.. Çok kadın kadın, dişi dişi, vık vık, bıdı bıdı, ego ego... Herkes kendi dünyasının prensesi! Benimde tahtım sallandı işte..

Ve bir de Esra'ya yaptığım gereksiz espri olmasaydı iyiydi..
Esra'nın saçları kısa. Şu ara biraz uzadı. Sabahta yan taramıştı ve ben onaa aaa Adana Vali'sine benzemişsin dedim. Var ya şu Gavat diyen.. Allah'ım Melike koptu tabii.. Esra'da güldü, güldük çok :)) Ama az öncede hediyesini verirken o espriyi tekrarladı. Off demek ki saçma olmuş. Gerçekten zırvaladım, haddimi aştım, Bazen bilemiyorum sınırımı. Puff!:( Esra alınmaz iyidir o anlamda, ama bence azıcık da alınmıştı. Ki biri bana söyleseydi bunu ben ağlardım.. Vallahi ağlardım :(

Nihayetinde işte yer yarılsın içine gireyim durumundayım şu an tüm bu negatiflikleri yüklendim.
Susamıyorum çünkü azıcık.
Sussam ne güzel olur. Of ye iç otur. Ne aptal saptal espriler.. :( Özür dilerim Esra, valla komiklik olsun diye dedim, ama çok kaçtı...

Kadınlar Kulübü ve Kadınları...

Kadın olmak zordur.
Çocukluğundan tutun büyümesine, evlenmesine, doğumuna, yaşamına, kariyerine kadar her şey detay her şey dert..
Ve kadınların anlaşılmak gibi dertleri var.
Anlamak,
Konuşmak,
Dertlenmek,
Dert dinlemek,
Sevmek,
Paylaşmak... Kadının doğasındaki en önemli unsurlar.

Ve biz kadınlar çoğu zaman anlaşılamıyoruz. Ya eşimizden, ya ailemizden, kardeşimizden, kuzenimizden, komşumuzdan, öğretmenlerimizden dertliyiz. İşte artık günümüzde teknolojiyle birlikte bunu yapabildiğimiz yerler var. Bunlarında en önemlisi, büyük kadın ordusu, büyük kadın topluluğu  "Kadınlar Kulübü"...

Büyük ihtimalle kadınların kurduğu bu sitede yok yok. Özellikle forum kısmı benim vazgeçilmezim. Diyet, estetik, jinekoloji, yemek,  sağlık, vücut bakımı, çoluk-çocuk, eş-sevgili, seyahat, dikiş-nakış, moda, evlilik, dekorasyon, kültür-sanat... Aklınıza gelebilecek her şey.

Ben seviyorum böyle birliktelikleri, insanlar burada konuşuyor tartışıyor, başlarına gelen hikayeleri anlatıyor. İyi ki varlar..Ne güzel bir iş yapmışlar.. Ben okuyorum yazılanları, pek aktif orada yazmasamda okumaya çalışıyorum herkesi..

Kadınsan ya da kadınları anlamak istiyorsan bak sevgili okuyucu.
Kadınlık güzel şey.. Bir çok çekmece açık kadının beyninde, aynı anda onlarca işi yapabilir. Doğanın en güzel varlıklarından..

http://www.kadinlarkulubu.com/portal/
http://www.kadinlarkulubu.com/forum.php

14 Kasım 2013 Perşembe

Kraldan Çok Kralcılar var..

Ben bu lafı pek severim.
Kraldan çok kralcı olmak. Harikadır. Gerçekten mevki, para, güç, ün gibi unsurları taşıyan herkesin çevresinde vardır bunlardan. bu insanlar Kral konuşmadan, bir şey söylemeden, duygularını belli etmeden Kral ile ilgili konuşur, onu ve gücünü savunur, her seyi kendi biliyormuş gibi davranır, çok bilir, çok savunur...Ooofff! Bu adamlar kendileri bir halt olamamış, sürekli bir yampiri yumpiri,kaygan zeminlerde, böyle hafif kaypak tiplerdir. Kral iyidir belki ama bu adamlar yüzünden sevmiyorum Kralı.. Yok banane benim dünyam bu değil.

Kralcılar bir yana dursun ki gerçekten bu insanlarla işim olmaz. Normal olanlara hep yazık olur, kazık olur, o kazık mahvolur.

Eveet arkadaşım gün karanlık bugün. Akşama İlkim'in doğum günü kutlaması var. Hafta arası olan kutlamaları sevmiyorum, hoş yarın cuma ama yinede muşmula gibi işe gidiyorum sonra.

Hafta sonu ise Esra'nın yeni ev kutlaması var :) O ne demekse? Yeni evine taşındı ve bizde onda toplanacağız. Hem altın günü, hem de hediyelerini vereceğiz ve akşamına da +Candan Erçetin konserinde olacağım. Merakla bekliyorum Cumartesi'yi..

Bu arada güç bela tez özetimi yazdım, haftaya okula hocaya götüreceğim. Korkunç bir özet oldu, bu kadar mı olur? Ama artık ne vereceksem vermem lazım hocayı kaçıracağım yoksa.. Umarım kaçırmamışımdır tabii. Tramva olur bu bana.




13 Kasım 2013 Çarşamba

Mercan gitti..


Ah..İçim yanıyor..:(
Bu hayvanlar, sokak hayvanlarından dolayı dert sahibiyim ben.
Az önce, yazın doğan ve benim itinayla baktığım kız kedim Mercan'a araba çarpmış olduğunu öğrendim. :( Gerçekten kalbimin bir yerinde sızım sızım sızlıyorum şu anda.

Uzun zamandır böylesini görmemiştim. Nasıl insan gibi, nasıl sevdiren, nasıl seni anlayan kediydi. Temmuz'da doğmuştu, yavruyken bakmıştım sonra büyüdü işte birazcık her kapıyı açtığımda yanıma geliyordu, kucağıma aldığımda koluma kafasını yaslardı. Pire ilaçlarını yaptım, kısırlaştıracaktım,  o benim kedimdi..:(

İzmir'e giderken duruyordu, geldim yoktu kaç gündür. Bugün yine onu ararken, yan komşuyu gördüm sordum. o da kızıyla çok seviyordu onu.. Kızının peşinden giderken araba çarpmış işte oracıkta o anda ölmüş..

Sokak kedisi değildi o ya, kedi değildi başka bir şeydi..
Çok sevdim onu ben ve şu an çok üzgünüm.

Sokak kedilerinin kaderi bu zaten. Doğarlar ve ölürler. Ya araba altında, ya soğukta..

taş olmak lazım, kalbin kaskatı dolaşacaksın, ne insan seveceksin, ne hayvan, ne bitki. Ancak öyle çekilir hayat.

Şimdi gözümün önünde Mercan, miyav sesi aklımda...
Huzur içinde uyu güzel ruh, kısacık ömrünün bir yerinde bende vardım biliyorum.

:(

11 Kasım 2013 Pazartesi

Kasım Beni Kasıp Kavururken

Vay beee..
Ayın 11'inide bitiriyoruz arkadaş..
10 gündür yazmamışım bloğuma. Kendisi yeni ve ben ilgilenmemişim. Ama nedeeenn?Bir sordun mu günlük?

Geçen hafta sonu arkadaşımın bebeğinin diş buğdayına gittim tüm cumartesi bitti tabii. Keyifliydi çok yahu :) Bebekler, mamalar, taze anneler.. Gün gibiydi. Sonraki pazar derken bir koşturma geçiverdi. Efendim sonra hazırlanmalar, valizler hoop İzmir'e! Alsancak, Kemeraltı, Asansör, Şambalı tatlısı, Güven Lokantası, Bornova, Karşıyaka, palmiyeler, damla sakızlı türk kahvesi, Topçu lokantası... Off diyorum..!Tabi ben aslında konferansa gittim, ama daha çok gezdim tabi.. Ne güzel memleketsin sen İzmir yahuu! Hayran kaldım.. İnsanları, yemesi içmesi, doğası..hayranım.. Peki ben neden İzmirli değilim diye diye diye döndüm inan..

Oldu mu sana Kasım 9! Geçtiğimiz haftasonu ise bir gün annem bir gün diğer annem özlem özlem..

Şimdi bilgisayar başındayım aslında tezimin özetini yazmam ve vermem gerek okula ama yazamıyorum, yapamıyorum ya :( Allahım ben bu okulu bitiremeyeceğim gerçekten. Yok yani alt tarafı bir özet vermem gerek, yok çıkmıyor ııkk ıııkk ııkkk!

Ayrıca çarşambayada ödev teslimim var, yok arkadaş bana bir kal geldi.. Duaya çıkmam lazım.
Yazamıyorum nerede eski ben nerede vah nerede ah nerede.

Böyle ekran karşısında şarkılar türküler olmaz bu iş. Vallahi eskiden daha akıllıydım ben ne yaptığımı bilirdim. Puff :( Kasım beni kasma, kasıp kavurma şu ödev teslimlerimi yapayım lütfeen :((

1 Kasım 2013 Cuma

Cuma candır, gerisi heyecandır, ha bir de Kasım'da aşk zırvalıktır!

Cuma ferahlığındayım.. Hoop her şeyi yutasım, yiyesim, herkesi öpesim var..

Dün ruh daralmaları yaşarken bugün böyle olmamı Cuma'ya borçluyum.

Hava birazcık soğudu İstanbul'da, hafif bir esintiler var. Ama sabah evden çıktığım anda yürümek istedim. Alabildiğine yürümek.. Off, kulakta güzel ezgiler yürüyebilseydim ya keşke.. Ne güzel olurdu.

İşte rutin işlerin en kötü yanı bu. İstediğini istediğin zaman yapamamak. İşe yetişeceğim telaşı ile, attım kendimi dolmuşa. Puf..

Velhasıl işteyim.. Yazmam gerektiğini bilerek başladım hemen. Ama dün sevgili kocacım benim yazdıklarımı beğenmediğini söyledi. Daha etkili yazmalıymışım? Ne yazacağım etkili olsun diye? Ben vampirim mesela, zombiyim.. Bayılır zombilere emininm ilgisini çeker. Nihayetinde bir +Ayşe Arman olmayacağım değil mi?  Neyse illa ki daha etkili yazılar olur, bişeyler yaşarım, güldürürüm, ağlatırım.. Ama bu günlük. Adı üstünde gündelik olaylar yaşadıklarım. Bu kadar yaşıyorsam napayım.. Arkadaşlarıma püskürdüm, kendimi batırdım, tiyatrocu olamadım diye ağlak yazı yazdım. Beni strese sokma rica ediciiimmmm.

AAAA Kasım olmuş?! Şimdi twitterda herkes "Kasım'da aşk başkadır" yazmıştır kesin, daha bakamadım ama :) Evet Kasım'da boşananlar, ayrılanlar, birini kaybedenler için kesin başkadır eminim.

Hadi bakalım bu ay kocacım bana neler yapacak madem Kasım'da aşk bambaşkadır, bekliyorum. Kahvaltımı hazırlayıp yatağıma mı getirir, evi mi temizler, çok ilgili alakalı şevkatli oluğ gözümü mü yaşartır bak bilemedim. Kendi yaratıcılığına kalmış. Romeosal hareketler, Don Juan'lıklar bekliyorum kendisinden...

Kasım, Cuma hava bulutlu.. Tüm romantik hikayeleri, içimizdeki sevgiyi, umudu çıkarma zamanı. Her anın kıymetini bilme halleri. İnan şu an tamamiyle pembe giyinmiş iş arkadaşıma bile gülemiyorum sevgili günlük öyle romantiğim.. :)


Not. Resim Alp dağlarına aitmiş.. Heidi geldi aklıma.