31 Aralık 2013 Salı

Yeni Yıl

Canım günlüğüm,bloğum.. Şu an kuaförde sıra beklemekte, canım sıkılmakta.. Aslında o kadar koşturmaktayım ki, akşama parti var ne de olsa daha bir sürü yenilecek içilecek şeyler hazırlanacak.. Hazır fırsat varken yazayım dedim..
2013 ne güzel yıldı diyemeyeceğim, arkasından kötü söz de söylemeyeceğim.. Geçti gitti. Çok yorulduğum ve yıprandığım günler oldu, çok önemli iş değişikliklerim oldu,çok sevdiğim yeni insanlar ve hayatımdan çılardıklarım oldu. Bir bloğum oldu kendi yağında kavrulan.. Yazmak iyi geldi, yazmamak içimi bunalttı. Yine kendi iç dünyamın starı, iş yerindekilerin maskotu, evin prensesiydim. Dilerim hayal dünyam tükenmez yeni yılda. Böyle devam etsin hayat. Ama sağlıkla, illa ki, o olmadan olmaz. Gülümsemeler artsın,neşeler artsın, muhabbet artsın gönlümüzde,maneviyatımızda.. Barış dolsun içimiz,ülkemiz. İnsan sevelim devam edelim sevmeye her şeyi.. Ne se olsa sevgiyle başlar her şey demiş şair...
Hayvanlar.. Ahh hayvanlar iyi olsun kıymet verelim nolur, kedilerim köpeklerim sokaktakiler lağıyla yaşasın, sahiplendirdiklerim mutlu olsunlar yeni yuvalarında.
Çok mu diledim yahu.. Kendime, huzur dolu bir ev yaşantısı istiyorum,daha huzurlu mutlu olalım, ottan zorttab tartışmayalım, hayatımızı daha bir oturtalım.. İşte büyük başarılarım olsun, doktora yeterliliğimi sağlıkla geçeyim.. 
Para olabilir biraz, çok güzel harcarım söz!
En sevdiklerimle pamuk yumuşak bir yıl geçireyim,çok gezeyim ve çok okuyayım,çok verimli olsun 2014...
Ve sen sevgili okuyucu,2014 unutamayacağın o özel seneler arasına girsin,dileklerinden en özeli seni bulsun..
Sevgiler saygılar 2013'e..
Bitti gitti,uğurla...

27 Aralık 2013 Cuma

Yeni Yıl Çekilişi ve Dileklerim

Yeni yıl geliyoorrrr..
Çok heyecan içerisinde olmasam da geçen sene iş arkadaşlarımla başlattığımız yılbaşı çekiliş hediyelerini bu öğlen vereceğiz.
Bana Hülya çıktı. Ona Lush'dan harika bir paket hazırlattım.
Duş jeli, Vücut Peelingi, Sabun ve Vücut Jölesi'nden oluşan şahane bir set oldu. Vallahi bayılıyorum Lush'a.. Bana böyle bir hediye gelse bayılırım! Umarım sever Hülya'da :))

Siz de ürünleri inceleyin, biraz reklam oldu ama napim seviyorum, gönülden koptu :) http://www.lushturkey.com/

Ben arkadaşlarım için başka şeyler daha düşündüm..
Nikah şekerlerimden artan kutulardan getirdim, içlerini boşalttım ve her biri için 2013'ün özetini anlatan küçük notlar yazdım.


Şu an bunların hiç birinden haberleri yok :) Umarım eğlenir ve severler, Tam 10 kişiye not yazdım. Tabii ki kaybolmasın diye hemen buraya da aktaracağım yazdıklarımı. :))

İşte kutuların içerisine koyduğum yeni yıl dileklerim :)

Aslı Aslı-Minik Fındıkkıran.. Niyeyse böyle geldi içimden. Evet 2014 yılı Aslı için pek ortada başlamıştı. Kendini sorguluyordu, neden mimarım ve belediyedeyim, neden sözleşmeli olamadım, neden ben derken bir anda Aslı Şubat'ın sonunda Hülya ile birlikte başka şirkete'ye gönderildi. OOH Shiittt!! Bu Aslı'ya atılmış bir tekme, bir büyük darbe idi, 1 haftalık şirket macerasıyla, Aslı günden güne gözlerimizin önünde eriyordu. Derken kovuldu, derken geri alındı ve sözleşmeli oldu. Ah Aslı doğum günü yemeğimde hüngür şakır ağladığını unutmayacağım arkadaşım, o yüzden bu yıl doğumgünüme seni çağırmayacağım.. Evet senenin ilk yarısında önce hırpalanan sonra paralanan Aslı sözleşmeli olur olmaz kazandığı 45 tatil gününü kimseye kaptırmayacaktı. Ne zaman yanına gitsem elinde takvim önüne alıp bıdık bıdık kendine tatil planı yapmakta ve hepsine maşallah birer birer gitmekteydi.. Gözümüz yok! Bütün sene Aslı'nın hayallerini gerçekleştirmeye yetmedi belki ama  Aslı tabii ki 2014'e umutla giriyor.. :) Aslıya yeni yıl notu: Canım, çok güzel bir yıl olsun, ama sadece şunu anlayamadın, en güzel sen değilsin bir nevi üfürükten prensessin :)
Banu Banu, Nur'lu Banu, Nurbanu, Sevgili Banu nasıl geçti 2013'ün haaa?? Bence iyi.. İçini bilemem. Gördüğümün yalancısıyım. Senenin ilk döneminde Banu, Yasemin'in ön ayak olduğu diyet rüzgarlarına kaptırmış ve kendini hastane odalarında çıplak ayak tartılara çıkarken bulmuştu. 7 rakamlı kilolarından çabucak kurtuldu, bir anda Victoria Secreet meleklerine doğru giderken durma kararı aldı, yoo daha fazla zevklerinden fedakarlık edemeyecekti. Kendini bıraktı, yemeği düzenledi, yürümelere başladı.. Peki acaba bu sene göz altı torbalarını da aldırmalı mıydı? İşte kritik soru buydu onun için. Senenin ilk yarısını bu estetik kaygılarıyla geçiren Banu, Nur'lu Banu, Nurbanu ikinci yarısında hayatının durgun dönemlerinden birini yaşıyordu. Kızıyla birlikte tekrar Fen, Matematik ve İngilizce çalışıyordu, annesini ağırlıyor, arkadaşlarıyla takılıyordu. Derken günler geçti Banu planlamadan haritaya geçti, önce alışamadı bir süre ama sonra oranında altını üstüne getirdi. Yaptığı şey kapı numarası vermekten mi ibaretti acaba?Sormak lazım..  Ve Banu, Nur'lu Banu, Nur Banu 2014'e umutla giriyor.. Banu'ya yeni yıl Notu: Canım, çok güzel bir yıl olsun, bol gezmeli, bol eğlenceli, sağlıklı, mutlu yeni yıllar dilerim, ne diyeyim..
Esra Esra ve bomba yılı! Geçtiğimiz sene başında "bu sene yengeçlerin senesi olacak demişlerdi, ve astrologlar bir kez daha haklı çıktı. Bu sene Esra'nın senesi oldu.. Dönemin ilk yarısını kuş gibi geçiren Esra yazın ortalarında mal mülk sahibi oldu, eee sözleşmeli olmuştu tabii ki bunun bir getirisi olacaktı. Hemen kendine Boğaz'da bir ev alan Esra, dekorasyonuyla birebir kendisi ilgilendi.. Senenin en çarpıcı hikayesi Esra'nın evine hayırlı olsun ziyaretine gideceğimiz günlerde yapıldı.. Esra'nın hediyeleri işte mi verilsin evde mi verilsin? İşte verilsinciler ve evde verilsinciler olarak ikiye ayrıldık, Esra'nın evine ne yemek yapılsın? Yapılmasıncılar ve yapılsıncılar olarak ikiye ayrıldık ve kaş-göz kalmadı, birbirimizi yırttık, kavgalar ettik. Esracığın bundan haberi yoktu. Nihayetinde çok kadındık, çok dişiydik, çok çarpıştık. Kazananı olmadı oyunun. Bizim aklımızda kalan Esra'nın hala tarifini vermediği o börekti.. Melike.. evet Melike almıştı tarifi. Neyse bu yazının Esra ile pek ilgisi olmadı, 2014'ün çok klas geçsin Esra, ooh yeahh!
Melike Melike bence yılın en şanslı insanlarından birisi.. Nihayetinde kendisi kraliçe tabii ki şanslı olacak, olmayacak mı? Efendim kendisi oğlunu büyütüp, bayağı 2 dil falan öğretip işe başladı, işe başladığı hafta sözleşmeli oldu, maşallahı vardı olayın, sonrasında bir bir doğum sonrası kilolarını verdi yine bir fashion, marka, ikoncan oldu. Senenin ikinci yarısında kardeşini evlendirdi,milyonlarca siteden farklı kombinler yapıp hepsini aldı ve geri verdi, düğünün en güzeli olmuş muydu?Elbette ki.. Şansı da yaver gitti bu kızın, tam düğün haftası Can yürümeye başlamıştı ve Melike artık özgürdü, kuştu uçtu! Sonrasında yaptığı minik gezilerle adından söz ettirmeyi başarmıştı Melike, ve şimdi Dere grubunun en havalı yerinde oturmakta, vatandaşla bir kraliçe edasıyla konuşmakta, arada ojesini sürmekte ve kıvırcıklarını sevmekte.. Kendisiyle tanışmışlığımızın 8. yılı olacak, kutlu olsun 2014 Melike, the coolest girl... Melike'ye not:  Can bugün itibariyle 20 ay 7 günlük :)
Hülya Hülya… Seninle hikaye o kadar çok ki.. Ama senenin en çarpıcısından başlayacağım tabii ki. Konu ne mi? Sözleşmeli olmamız. Şirkete gönderilen Hülya kovulup işe geri alındıktan sonra sözleşmeli olma haberini alır, anında birbirimizi çığlık çığlığa ararız.. Ama, akşam.. O akşam görüntüsünü asla unutamam. Şirketin kapısından çıkan Hülya ile merdiven başından Şirkete doğru yönelen Ilgın bir birlerini görürler ve Hülya Koçyiğit-Tarık Akan kıvamında birbirlerine koşarlar.. Sarılıp zıplarlar, koskoca kadınlar hoppidi memeleriyle sarılıp zıpladılar.. Ama o sevinç...!Senenin en önemli anı! İkinci yarıya geçersek, hülyanın da ayakkabı kutularındaki paralarıyla aldığı ev ve minik kedi IRMA ve alerji, sonra hikayenin başını bir türlü öğrenemediğim eve papağanın gelmesi,çam ağacı kurarken verdiği tepkiler...Hmm sanırım bu kadar. Sevgili Hülya, sana yeni yıl dileğim bizi sev, azarlama, bağrına bas, bira içmeye çıkar. :)   
Güli Güli ve 2013.. Öylesine sakindi ki.. Minik kıpırtılarla başlamıştı yeni yıla.. Ocak geçti şubat geçti. Mart geçti Nisan geçti.. Derken Mayıs ayında güneş açtı ve Gülicimin D vitamini eksikliği, kemik erimesi, menapoz, ostropoz baş gösterdi.. Güli tatile gitmeliydi acilen. Hemen annesiyle birlikte şahane bir tatil ayaradı. Güli BELLE VUE RESORT'A mı gitmeliydi, yoksa Çeşme'deki FAMİLYA ya mı gitmeliydi. Bir ay boyunca düşündü düşündü.. Ve sonra Çeşme'ye gitti, kendisini kızgın kumlardan derin sulara atıyordu. Derken  bir foto geldi güliden, kızlar dedi bikinili resmimi göndereceğim, biz meraktaydık, ve bir foto geldi. Güli kendini üstten çekmişti, gelen foto sadece bir dudaktan ibaretti.. Gülinin güneşten dudakları şişmişti. Neyse yazı da atlatan güli şeker olma krizi, kilo kaybı, activiaya yulaf karıştırması derken yeni yıl gelmişti. Güli gerçekten bu yılı haminne gibi mi geçirmişti?? Gülicim 2014 sağlık dolu,  bol güneşli yıldızlı geçsin arkadaşım :)
Pelin Pelinim sevgilim, pelincim yeni yılın ilk günlerinde Lila'ya kavuştu. Senenin ilk yarısında anneliğiyle konuşulan Pelin'in ikinci yarısı da Deniz ve Lila ekseninde geçti.. Deniz ve Lila'nın mikrobik savaşları bla bla…. Düşündümde Pelin 2013'ü bol fedakarlık, annelik, ev yönetimi gibi konularda iyice uzmanlaştı. Kendisine 2014 yılında şahane bir yıl diliyorum, nasıl dilerse öyle yaşasın, sanırım en güzel dilek sana oldu arkadaşım :)
Gözde Gözde Gözdeee… Hemen hızlıca girizgah yapalım. 2013'ün ilk ayında Doğa'yı kucağına alan gözde normal doğum yapmanın da etkisiyle bayağı bir sarsıldı. Gerçekten ilk üç ay da kendinden geçen kızımız, arkadaşlarının sözleşmeli olması ve kendsininde bebeği erken bırakıp işe dönmesi gerektiğini duyunca iyice sarsıldı, korkulu-kaygılı günler geceler geçirdi. Gözde iyi olacak, Gözde güzel olacak demek, onu teselli etmek, ona güven vermeye çalışmak yetmiyordu.. Ee peki gözde ne oldu?? Bak su yolunu buldu :) Senenin ikinci yarısında Gözde hayatını işte-süt sağma odasında ve Doğa ile geçiriyordu. Gözdecim sana yeni yıl notum: Beğendiğin bileklikler ve küpeleri başkası "aa güzel olmuş" dediğinde istersen sen al deme, sen beğenmişsin, senin o, kendini sev Doğa'yı koru, çok öperim :)
Pınar Pınar: Çok şey var yazıcak ama hemen özet geçmeliyim. Senenin ilk başında Pınar Boğaz şefliğinde çalışma arkadaşlarının özel hayatıyla ilgili sorularına cevap veriyordu, çok sıkılıyordu, günler gelip geçiyordu, zaten Bade'de büyümüyordu..Depresyona girmek üzereydi. Derken koskoca bir grubun planlamaya geçmesi, Dere işi için Pınarı saf gören müdür yardımcılarının bu işi pınara yıkması, aslı-hülya-melikenin bu iş için gelmesi ve pınarın onlarla çalışması bir anda hareketliliğe sebep olmuştu. ne de olsa orada Aslı vardı, en yakın arkadaşıyla birlikte çalışacaklardı. Acaba grupta Ülgen'de mi olsaydı? HMM o da ne, orada biri oturuyordu.. Melike...Kimdi bu?Nasıl biriydi? Nasıl bu kadar cool olabiliyordu?Ve Pınar'ın hayatı heyecanlanmıştı, artık o kalp Melike için çarpıyordu, Aslıymış, Behlülmüş, herkes vız gelip tırs gidiyordu. Uzun boylu Melike'nin yanında küt saçlarıyla Heidi gibi dolaşan Pınar'ın senenin tam ortalarında ağzı kapanmıyordu. Artık aradığı kişiyi bulmuş Melike'nin enerjisinin içine düşmüştü. Ve yine aynı dönemlerde "Büyüdüm büyüdüm Pınar'la büyüdüm" reklam şarkısı dilden dileydi,, Pınar hayatının top noktalarını yaşıyordu. Peki bu aşk gelecek seneye de  sarkacak mıydı? Yoo hayır, her aşk gibi bu da senenin sonuna doğru türlü çekişmelere, didişmelere ve kavgalara neden oldu.  Pınar'a yeni yıl notu: Bebeğim, 2014 senin senen olsun.. Wuhuuuuuuuu!!!
Yaşam Yaşam yaşocan :) Yaşamcım senenin başlarında Hasan Bey'e iş öğreticem diye aylarca adamın yanında mesai saatlerini geçirdiği yetmiyormuş gibi, öğrencisinin son derece zayıf olmasındna dolayı yataklara düştü. Raporlar aldı, astım krizlerine girdi, sinirleri oynadı, neredeyse psikolojik destek alacaktı. Aylar oldu yaşam işe gelemedi, durumu farkeden yetkililer Yaşam'ı o kişiden uzaklaştırdı. Yaşam'da bu kadar insancıl olmasına tezat olarak insanların aslında nasıl zarar verdiğini senenin başında görmüş oldu. Yaza doğru, Sinop'taki evin bitmek bilmeyen tadilatların içine düşen Yaşam, tatillerini buralarda geçirdi. Ve senenin ikinci yarısı, Yaşam saçlarının rengini değiştirdi. Makyajını ve giyim tarzını hafifen değiştirdi. Aman Tanrım ne oluyordu? Yaşamın yaşamına yaşamdan biri mi girmişti? Hepimiz bu sorularla kavruluyorduk, Yaşam "Yooo bu benim tarzım, ben buyum" şeklinde açıklamalar yapmaktaydı. Ve kimse bu sorunun cevabını öğrenemeden sene bitiyordu. Kimbilir belki aramızda Yaşam'ın sırlarına hakim biri fardır haaaa ne dersiniz? Yaşam'a yeni yıl notu: Come oon babyyyy!! 2014 yeni telefonunla, yeni güzelliklerle gelsin, hayat seni sevsin hahaha :))
Çok komik ve eğlenceli oldular sanırım, ayy bak şimdi heyecanlandım Haydi gelsin öğle vakti :))

24 Aralık 2013 Salı

Perihan Savaş'ı Sahnede İzlemek-Yüzleşme Şehir Tiyatroları

Geçtiğimiz akşam Kadıköy Haldun Taner Sahnesi'nde +Perihan Savaş, +Zeki Yıldırım ve +Samet Hafızoğlu 'nun oynamış olduğu, Yüzleşme adlı oyunu izledik.

Mekan deniz kenarında bir istasyon..
Haydarpaşa hayal ettim tabii ki hemen..

Ölen arkadaşının cenazesine giden Züleyha ile çok farklı kültürdeki büyük şehirde aradığını bulamamış, kente göç eden ve garda yatan Yadigar'ın karşılaşmaları, tren gelene kadar beklenilen o küçücük zaman zarfındaki konuşmaları oyun.. Ki Şehir Tiyatroları'nda şöyle tanımlanıyor. "Deniz kıyısındaki istasyonda yolları kesişen yalnız insanlar... Bir yanda geçmişe dönük kırgınlıkları ve pişmanlıkları ile yaşamını irdeleyen Züleyha, diğer yanda tek derdi para olan, yaşamı basit sorularıyla anlamlandırmaya çalışan ve umudunu yitirmeyen Yadigâr... İki farklı kültürün insanları olmalarına rağmen, Yadigâr ile Züleyha arasında giderek bir iletişim kurulur ve bir süre sonra her ikisi de yaşadıkları içsel yolculuklarındaki büyük yüzleşmenin farkına varırlar."

Oyun ihtilal sonrası yazılmış bu hemen belli oluyor. Tekstin ara söylemlerinde hapishane hayatını ve bir takım pişmanlıkları hemen hissedebiliyorsunuz. iki karakterde aslında yaşamlarından kesitler sunarak birbirlerine kendi doğrularını ifade ederken yaşanıyor asıl yüzleşme. Duyarlı olmak, insanları anlamak, yargılamadan b


akmaya çalışmak benim en dikkat ettiğim noktalar oldu.

İki karakterden biri cahillikle diğeri daha eğitimle sınanıyor.
Birlikteliklerinden oldukça güçlü bir akış çıkıyor.
Kendi içsel yolculuklarını dışarıya çıkarınca birbirlerinin aynasında duygularını fark ediyorlar. Belki de bu noktada yüzleşiyorlar.

Yadigar'ı beğendim. Oldukça güzel oynanmış bir karakter. Oyunda en eğlenceli replikler ona ait. Komik ve duygusal bir karakter.
Züleyha ise durgun, gizli örtüleri var, sanırım onları açmak seyirciye kalmış. Züleyha ile ilgili olumlu-olumsuz duygulara bürünebiliyor insan.
Biraz sizle, içinizle ve onu koyduğunuz yer ile alakalı..

Açıkçası mutlaka gidilmesi gerek diyebileceğim bir oyun değil. Ama gidilmesi güzel olur. Yani bir oyun seyretmek isterseniz, akıcı ve insanda hoş bir tat bırakmakta.  Tek perde ve 1 saatlik oyun, özellikle Perihan Savaş'ı izlemek için değer.

İstanbul Şehir Tiyatroları'nın Ocak ayı oyun düzeninde bulamadım ama takip için http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Anasayfa.aspx

O, bu, şu değilde, Perihan Savaş ne güzel kadınmış, maşallah diyeyim bari :))

23 Aralık 2013 Pazartesi

Çok Şükür Sabahı

Bu sabah gerçekten içimden derinlerden bir yerden çoook şüküüüür diye uyandım..
Yani isyankar değilim genelde, ama bugün bir şükür bir şükür, nirvanaya ereceğim.
İlk kez bir pazartesi sabahı ne güzel gün dedim.
Ohhh dedim, işim var, her şey yolunda, bir sıkıntı yok, küçük tatlı belalar var ama o hep var, ne güzel şükür şükür şükür!
Ki hava sisli düşün!
Nasıl kasvet nasıl..
Demek ki insanın içinde her şey, biliyoruz da bazen hayat mucizelerini gösterince inanıyoruz.
Bu sabah benim için küçük mucizeler sabahı oldu bunun için.
Neyse özetle anlatacak derin bir şey yok, sadece şükür işte!

Tabii ki işe geldim ve baktım ne kadar param kalmış diye hemen bankaya, klasik bir pazartesi hali benim için, nihayetinde memurum ve 3 haftam var maaşa, adım adım ve kendinden emin gitmeliyim değil mi?
Ay zaten kendimi bi böööyle bırakarak, savurarak gidemedim ki şu hayattaa!

Neyse, para pul mevzuları bir tarafa, hafta yine yoğun geçeceğe benziyor.
Yarın klasik kemençe dersim, çarşamba gideceğim konser ile birlikte çarşambaya kadar dolu dolu dopdolu.
Zaten yılbaşı alışverişi var sırada, bir sürü hediye almam lazım.
Cuma günü çekiliş günü ve şahane bir sürpriz geldi aklıma, kızlar bayılacak.
Bakalım heyecanlı hafta..

Ama bir o kadar da yorgun, düşünsene tüm senenin ağırlığı var puff külçe var üstümüzde..
Bitse de gitsek..

20 Aralık 2013 Cuma

Cuma kafası

Haydi bugün sevdiğimiz bir şey yapmayaaa..
Bugün Cuma.
Bugün en özel gün.
Bugün rahatlama günü..

Kendimize sevdiğimiz bir şey yapalım.
Yürüyelim.
Sıcak çikolata içelim.
Kendimize ufak hediyeler alalım. 
Hak ettiik.
Kocaman haftayı devirdik.
Haydi gençlik! :)

19 Aralık 2013 Perşembe

Regl Olan Kadını Anla(ma) Kılavuzu!

Bu yazı erkeklere..

Gerçekten, erkek olan arkadaşım, anlayamayacağın bir dünyanın kapılarını sana aralamak üzereyim hazır mısın?

Kadınlar ergenlik dönemlerinde-buna blue çağıda denir- regl olurlar. İçeride neler olur detaya giremeyeceğim, bir zahmet sen bak bir kaç siteye, miteye, fizyolojiyi anlayıver..

Gelelim kadın kısmı regl olduğu zaman neler olduğuna..

Bir kere ilk durum şudur, kadınlar regliden hemen önce ve ya regl esnasında ve ya sonunda pskolojik olarak çok sıkılırlar, sinirlenirler, duygusal olurlar efendim bir tarafı kızgın demir bir tarafı baklava börek olur. Böyle daha kolay ağlar, daha çabuk alevlenir, her şey batar. Batar hayatın her yanı.. Efendim yavru köpek görse hemen sevmeye koyulur, savaş haberleri onu hemen etkiler, bir minik çocuğun gülümsemesine takılır vs. Ağlar, meyillidir, eğilimlidir..

Onun dışında hayat batar, insanlar batar, kocası-sevgilisi-babası-abisi, anası dadısı batar kadına vallahi, yaşadım ben bunu bilirim!

Sercan her zaman yaptığı gibi eve girer girmez koşa koşa salona geçip tv açıyorsa batar, sigara külü bir yere gelse batar, sana en ufak ters bir şey söylese batar, yani bu duygu sürekli bir hassasiyet duygusudur. Çabuk kırılır, kavga eder, birinin boğazına yapışır..

Hatta şöyle bir şey duymuştum, kadın eğer bir suç işlemişse onu regl döneminde yapmışsa cezai indirimden faydalanırmış, ne kadar doğru bilmem, ama kork bu durumdan!

İkinci olarak bu dönem gerçekten yemeğin zirve yaptığı dönemdir. Rüyalarda görülen dönerler mi dersin, sabah kahvaltı ederken öğlen yiyeceğin kebap mı dersin, efendim çayın yanına ne yesek halleri mi. Bu dönem hayalin geniş olduğu ve hammm yapmanın en doğal olduğu zamandır. Ki bu kendini özellikle tatlıda gösterir. Ben çok bilirim Nutella kavanozunun dibini gördüğümü.. Sürekli çikolata, hayat çikolata, yaşasın çikolata halidir regl dönemi..


Bir kadının en özgür dönemidir.
Bir kadının hormonlarının tavanı, hormon tavası yaptığı dönemdir.

Son olarak da bunun ağrı, sancı bölümü vardır ki sorma gitsin.. Bazı kadınlar bunu aşırı ölçülerde yaşarlar. Bu karın ve bel bölgesinde ciddi ağrılara sebep olur ki ben ilacı gelene kadar yerde kıvranan birini tanımıştım. Şanslıysanız küçük ağrılarla geçirirsiniz bu dönemi..

Efendim velhasıl kelam,
Bu dönemde bu kadın kısmına n'apmalıdır?

Bence karınıza-sevgilinize şu aşağıdakileri yapsanız o kadın o hormonları kanat yapar melek olur gider..

1. Sıcak su torbası-Battaniye: Bu ikiliyi özellikle kış aylarındaki reglide kullanmayan kadın var mıdır? Sevgiline hemen en şirininden bir sıcak su torbası alıver. Öyle lök gibi lastik lastik kokan metal mavi-kırmızı renkte olanından değil, artık çok şirinleri satılıyor, kendinden battaniyeli, mor mavi şahane güzelleri var. Bir de yumuşak battaniye, polarlı, koy arkasına yastık..Oh...
2. İlk aşamayı yaptıktan sonra mutlaka karın bölgesine dokun. Okşa, ciddiyim okşanmak süper iyi geliyor. Hele ki bunu sevgilin yapıyorsa....

3. Yemeğini- içmesini- kumandasını-bilgisayarını önüne ver. Allah aşkına kaldırma kadını, azıcık dinlensin n'olur..

Şimdi bunlar temel aktiviteler.. Bunları yapıyorum diyorsan benim hayalimdeki şu mesela..

Şarap.. Of nasıl romantik ve bir o kadar da güzel bir içkidir. Bir kadeh kırmızı şarap koy eşine, hafif bir müzik aç ve bir kaç mum.. Bak o kadın panterden kediye nasıl dönüyor, izle...

Tamam bu şaraplı, müzikli akşamın sana bir faydası olmayacak belki ama inan şahane işe yarayacak..

Ya da, ona harika en sevdiği tatlılardan oluşan bir karışım hazırlayabilirsin. Uğrayı ver bir tatlıcıya, al bir kaç şey.. Bak nasıl mutlu..

Ya da kan yapan yemekler, kırmızı et, kuru üzüm-kuru dut gibi kuruyemişler, ona sun bunları...
Ve resimdeki gibi harika bir film gecesi..

Valla bunları yaptın mı, bitti o iş..
İnce ol be adam, hep söylüyorum, ince ol.. Zarif ol, güzel ol..

Küçük bir kan kaybı gibi gözükse de, bir çok ilişkide en adrenalinli zamanlar bu vakitlerde oluyor. Kadını alttan al azıcık. Geçecek vallahi bitecek.. :)

Not: Resimler Tchibo, http://www.yasamstil.com/

Minik Yazı

Amanın da amanın,
Kaç günler geçmiş blog ıssız kalmış, çorak toprağa da dönmüş, vay anam vaaayyy..

Tabi bilmeliydim ben blog açarken hergün uğramam gerektiğini, bir ceee demem gerektiğini..
Ama n'apayım geçen haftanın hızını hala sürdürmekle birlikte nefes almakta güçlük çekiyorum..

Tabii ki Sercan'la barıştık, güzel cici zamanlar geçirdik.
Ama klasiktir konuşmadık üstüne pek, muhtemelen yine tekrarlayacak tüm hadiseler.

Cumartesi günü bizim minik kedinin geçici evinde daha fazla kalamayacağı ve onu alacak kişinin vazgeçtiğinin haberini alarak mideme yumruklar yedim, hasta oldum, yataklara düştüm
Hemen internete ilan verdim çaresizce. Artık nasıl yazdıysam ilanı 40 kişi aradı, çok şükür kedi harika bir eve gitti ve çok seviliyor şimdi..

Derken Salı günü Can Hoca'nın dersinde sunumum vardı ve fena geçmedi. Selimiye Camii'nin Unesco Dünya Mimari Miras Listesi'ne girme sürecini anlattım. Oh birinden kurtuldum ya, çok şükür..

Şimdi önümüzdeki haftaya çalışılacak bir kocaman eser, Nazlı'nın bebeğinin Baby Shover'ı, Elçin ile buluşma ve aslında çılgınca ödevler var. Çok işin olduğu zaman arkadaşlarından da zevk almıyorsun, bazıları mecburi oluyor..

Ne güzel birisi daha gelmiş, +Kahve Tadında hoşgeldin, teşekkür ederim takibin için :)



12 Aralık 2013 Perşembe

Dünün devamı

Dün gece öyle geçti gitti..
Geldi sokuldu, sarıldı uyudu benimle..
Sabah bana bir sürü şirinlik yaptı.

Ne biliym çok cevap veresim vardı aslında ama veremedim.

Dünün özeti bu/bugüne bakalım.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Doğum Kontrol Hapı, Biz, Kar-Kış Kıyamet ve Sabır...

Neye kırıldık şimdi biz
Neden toparlayamıyorum ben
Neden kendimi odalara kapatasım geliyor, müzik ve biraz da pek depresif.
Gerçekten tek suçlu yazz hapı mı.. Bir doğum kontrol yöntemi olarak hap ve otomatik gelişen sinir bozukluğu ve zaten birlikte olamama durumu..
Çift taraflı korumadayım!!


Sinirlisin koca..
Çok sinirlisin..
Dün akşam ki aşırı sinirin anlaşılmaz ve anlayış kabul edilemez bilesin..
Neye sinirlendin ne kafanda o kadar büyüdü, sonra geldin çarptın bana.
Birde beni suçladın. Durmadın durmadın, hiç susmadın ve ağzına geleni söyledin..

Eee noldu? Ben bir odadayım şimdi, dünkü patırtıdan sonra kendime gelemedim kocam, sen bilgisayarını önüne alıp devam ettin ya gecene, ben kendimi banyoya atıp ağladım, ordan yatağa.. Hüngür hüngür..
Sabah 5'te kalktım.
Sinirden herhalde.
Ama anlamadım ben neden kalktım, sonra baktım yanımdasın, ayy bir sarılayım dedim sonra hatırladım..
Halbuki bir kaç saat evvel ağladım ya ben, unuttum yine!

Kalktım onca kar kış, işe gittim, karşıya geçtim.
Yüzüm gözüm şiş tabii.
Darmaduman, evde giydiğim hırkayı üstüme geçirdim, ne giyeceğimi  bilemedim. Yani bilememişim..

İştekilere alerjim tuttu ondan yüzüm gözüm şiş dedim.
Yuttular sanırım.

Yutmalılar zaten çok meraklılar çoğu zaman..

Akşam 4 mü 5 mi aradın, süt dökmüş kedi gibi, Galatasaray'ın Juventus'u yendiğini söyledin, sağolasın, en beklediğim haber!!

Az öncede kucağında kocaman bir kedi, hasta olmuş buna bakalım dedin, geldin.
Olmadı.

Ben odada bunalım.
Ne zaman konuşacağız, ne konuşacağız, yine mi üstünü kapatacağız bilmiyorum.
Sahi neden sen bağırınmıştın?

Vallahi bilmiyorum.
Ben ki +Balık Burcu kadını, pek salak, pek şapşal ve bayağı duygusal.
Ve sen +Boğa Erkeği azgın, sinirli ve sağlam..

Hayat güzel dimi şimdi?
Bana değil..
Ve mutfağa gitmem lazım, malum hap alacağım.
Hapımı alayım ki doğumumu kontrol edeyim.
Hapımı alayım ki her şey daha beter görünsün gözüme.
Kısır.
Döngü.

Bu yazının şarkısı da bu..  https://www.youtube.com/watch?v=AGNfE7r-Vdc

8 Aralık 2013 Pazar

Ah Bu Ben...

Şu an saat 10 civarı..
Hava buz..
Keskin kar..

Ve ben ağlamaklı.Yine yine..
Kediyi almadı gönüllü kadın..
Perşembe gelmedi.. Kızım yarın gelip alıcak dedi..
Cuma geldik Esra ile bekledik gelmedi..
Aradım açmadı..

Esra ile tiyatroya gittik. Çıktık, telefonum çaldı. Arayan abimdi. Annem sabah minibüsün içinde ayağını çarpmış, önce ağrımamış, sonra ağrımış hatta çok korkunç olmuş ayağı, kuzenimle annemi hastaneye kaldırmışlar, gelin dedi. Apar topar gittik, neyse çok şükür kırık çıkık yoktu..

Ben gergin, üzgün, kediyi napıcağımı bilmiyorum sonra ya anneme bir şey olsaydı naparım diyorum, böyle korkunç bir haldeyim.. Kadına mesaj attım. Dedim böyle böyle oyaladınız beni, şu an bu haldeyim, berbat durumdayım, siz alacağım kediyi dediğiniz için içeri aldım bla bla... Neyse kadın aradı, bir erkek sesi, ben oğluyum yarın kesin alıcam dedi. Almadı o da almadı, gelmedi cumartesi ve ben oturdum ilan verdim bazı sitelere..

Kedi elimde patladı!! Elçin kuzenim cumartesi akşamı gelip gördü ve bayıldı kediye.. Cins bu dedi,kediyi iyice içime soktum, sevdim de sevdim...

sabah oldu Didem geldi aklıma, kocasından yeni boşandı, kızı için kedi alacaktı, istiyordu, aradım böyle böyle dedim.. İsterim dedi alırım kediyi.. Derken bir sürü nasıl alırım nasıl buluşuruz organizasyonu, neyse eski kocası geldi aldı, ama dedi Didem kediyi tutamaz Elif'te (kızı) korkuyor dedi.. Allahım ölücem, Didem yok biz kediyi alıcaz bakıcaz, en kötü bakamazsak çok evi var onun bakılır sen hiç merak etme ben ona bir yuva bulurum dedi.

Güvendim. Güvenmek zorundaydım..
Geldiler aldılar.
Elif dokunamıyor bile... Babası alıştırmaya çalıştı.
Pek dokunamadı.
Aldılar gittiler kediyi.

Ben iyi mi yaptım kötü mü yaptım, ben naptım.. bilmiyorum..

Sonra sinemaya gittik biz kuzenler ablam abim +Düğün Dernek izlemeye gittik, bu arada girmeden önce Didem aradı, ben bunu çok sevdim dedi, tutabildim dedi,çok cesurum tuttum kediyi, çok sevimli dedi bir oohhh dedimm :) Mutlu girdim filme..

Ve filmde kim aradı? Kediyi almayan gönüllü kadın... Açamadım tabii.. Hem açsam ne diyeceğim, ekilmişim..
Alacak mıydı acaba gelip, ne diyecekti, bir sorunu mu vardıda gelememişti, neden benle paylaşmadı.. Ben anlardım, bişey yapardım, gelicem gelicem diyiyp gelmedi sonuçta...

Şimdi kedi Didem'de..
Çok iyi çok güzel diyor..
Ama güvenemiyorum işte. Çünkü Didem için bir çok şey hemen değişebilir, bir anda çok kötü olabilir her şey.. Bir anda kabusa döner ve kediyi istemeyebilir..
Biliyorum asla sokağa bırakmaz ama n'apar??
Naparrr??
Bilmiyorum..

İçim rahat oooh diyemedim..
Ablamda bir sürü konuştu kızım manyak mısın Dideme kedi verilir mi diye?

Off ya oofff..
Sevinmeli tamam bu soğukta dışarıda değil..
Ama sonra..??

Ve ben kediyi özledim.
Vallahi özledim 5 günde alıştım..
Ben ne salak, saçma sapan, gerizekalı duygusal bir insanım ya, benim bu durumum nedir ya, neden neden nedennn ben böyleyimmmm!! Ahhhhhh ahhhh bu ben işteee! Atsam atamıyorum, satsam satamıyorum, kendimden kaçarken en çok kendimi buluyorumm...

Melek..
Beni affet, bizi affet..
Başına bir şey gelmesin, beni hatırla çünkü ben seni hep sevicem, her yeni şey gibi, yine kalbim doğurdu bir tane daha, sen oldun o kalp.. Güzel kız...


Ve bu da..
http://www.youtube.com/watch?v=XabBoNFG-JE

Bu yazının şarkısı..
Ağlaya ağlaya gidiyorumm..
Saat 10 buçuk...

5 Aralık 2013 Perşembe

Wuhuuuuuu! Çok mutluyum!

Ay amooorrrr, Bloğumu açar açmaz bir takipçim olduğunu öğrendim Yarebbim ne büyük mutluluk :))
+Esra Ebru Bolat gelmiş, aman hoş gelmiş, memnun oldum ben çok.

Vay be insan şapşala dönebiliyormuş, ilgi önemli bir şey güzel kardeşim, ilgilen ilgili davran, ilgi al, valla içimde buzlar falan eridi.

Yine yazamamışım ben, hafta sonu evde kalacağım diye sevindiğim geçtiğimiz hafta sonu gerçekten evde kaldım, yataklara yapıştım hastalıktan.. Kendimi toparlayamadım, kalkamadım, ama neyse bitti, geçti gitti..

Korkunç soğuklar başladı Salı günü, en çok sokakta kalan yavru kedileri düşündüm yine..
Bir tane vardı yan apartmana gizlenen ve büyüklerden dayak yiyen kedi, onu eve aldım. Evet yaptım ben bunu..
Gittim pire damlası ve parazit aşısı yaptırdım ve eve aldım.
Küçük odamı kendisine bahşettim.
İyi ki..
O kadar mutlu ki, bir küçük ayakkabı kutusunda uyuyor, kaloriferin yanına sığıyor, yemek kabından yiyor, kumuna işiyor.. Öyle akıllı ki..

Daha önce sokaktan bulduğum bir van kedisini sahiplendirdiğim Sevil Hanım'ı aradım, perşembe arabam bakımdan çıkıyor gelip alırım dedi, ve bugün Perşembe.. Aramaya korkuyorum, ya almazsa?? Kötü düşünmek istemiyorum ama almazsa B planım yok, var ama hiç tutarlı değil, naparım ben?

Ayy pozitif pozitif pozitif düşünelimm değil mi?

Evlenmeden önce 2 senemi Funky ile geçirdim ve son 2 senemide ayrı..
Hayatımın en güzel parçası Funky, kedim..
Evlenirken annemler hem sen hem Funky giderse dayanamayız dediklerinden alamadım kedimi, annemde şu an.
Ve tüm bunlarla birlikte korkunç bir kedi alerjim var.. Benim gibi kedi manyağı insana bu yapılır mı??
Eve hem Funky'den hemde alerjimden dolayı kedi alamıyorum, şu 2 günlük minnak şey bile mahvetti beni, nefes alamıyorum.

O yüzden bu miniği sahiplendirmem lazım.
Olmaz olamaz malesef yapamayız bir arada :(

Şimdilik en büyük odağım bu iş.. Bu akşam çözmemiz lazım. Bol dua, sokağa bırakamam tekrar...




29 Kasım 2013 Cuma

Bu hafta neler oldu?

Blog sahibi olmak zor kardeşim..
Sürekli yazman gerekiyor.
Yazamadığında her şey eksikmiş gibi..
Ama öyle tempolu bir hafta geçirdim ki.. Bende inanamadım, bilgisayarın başına oturamadım ey okuyucu!

Öncelikle aklıma şöyle bir şey geldi, bir küçük açıklama..
Ben bloğu günlük niyetine yazmaya başladım aslında, o yüzden ne Facebook'da ne Twitter'da bloğumu paylaştım.. Arkadaşlarımdan kimse bilmiyor ne yaptığımı. Mantığı basit aslında, rahat olmak istedim, ne düşünüyorsam yazmak istedim, ne yaptıysam.. Çünkü Twitter ya da Facebook'da öyle ya da böyle izleniyorsun, eleştiriliyorsun.. Derdim eleştirilmemek de değil ya, hesap vermemek, takılmamak. Olduğu gibi olması için.. O yüzden kendi fotolarımıda eklemiyorum bloğa.. Bilseniz ne güzel bir kızımm :)) hahaha :))
Neyse bundan sonra ne olur bilmem, değişir belki fikrim, ama şimdilik iyi..

Sooooo... Sonrasında bir farkettim bloğa birilerinin gelip okuması çok güzel ama kayıt yaptırmadıkları için eziğin önde gideniyim!!:) Bende bilirdim arkadaşlarımı buraya toplamayı sayın okuyucu ama işte asıl olay bana ve sana olduğundan yapmıyorum.. Egom yerlerde, kendimi değersiz falan hissediyorum Biri bloğumu okusada kaydolsa ya..:(

Neyse.. Bu içsel serzenişler bir yana, geçtiğimiz hafta sonu yani 24 Kasım'da, eşim ve arkadaşlarımızla Maşukiye'ye gittik. Sapanca... Sapanca'yı biliyordum ama bu tarafını hiç görmemiştim. Kartepe, kışın kayak yapılabilen çok güzel bir merkez. Maşukiye ise çok güzel bir kasaba. Sonbahar yapraklarıyla, harika bir havayla karşıladı bizi. Çok güzel bir gün geçirdik, hava bir güzel bir sıcak.. Oh nefes aldım, yürüdük yemek yedik.. Bir piknik organizasyonuydu aslında, ama sonbahar o kadar güzeldi ki..


Ve güzel bir haftasonunun ardından hafta başladı. Pazartesi günü işe geldiğimde iş arkadaşlarımdan ikisinin tartışmasının ortasında buldum kendimi. Aslında benimle hiç ilgisi yok ama, iki üniversiteden arkadaş, iki yakın dost birbirlerinin hayatından çıkarmak istercesine, hatta isteyerek, hiç konuşmuyorlar şu an. Bir patlama, bir birikme sanırım yaşadıkları. Ama ben böyle şeylerde pek üzülüyorum, bilmiyorum çok gereksiz işler, çok değersiz durumlar.. Olmaması lazım, ne olursa olsun, birlikte yılların var, onlarca paylaşmışlığın var, gözleriniz var ortada. Noluyor yani?

Pazartesi akşamı şahane bir yemek. Twitter dostlarımla birlikteydim. Malesef isim veremeyeceğim ama herkesin tanıdığı isimler vardı aralarında, çok güzel geçti. +İzzet Çapa'nın Limonata'sına gittik, Nişantaşı'nda.. Yemekler şahane, bayıldım. Ah o çıtır mantı, o tatlılar.. Aman Allah'ım! Diyetisyenimle gitmeseydim iyiydi ama, neyse yedik bir şeyler :)

Ve salı, nihayet tez özetim danışmanımı geçti, bölüm başkanı ve enstitüye gidecek. Bundan sonrasına bakacağız.. Bir küçük adımcık daha bitti. 

Ve hayatımın en önemli parçası... Klasik Kemençe.. Bir sene ara verdikten sonra tekrar başladım.. Çok mutluyum, bunu öyle geçiştiremeyeceğim arkadaşlar, bir gün uzun uzun yazacağım bununla ilgili.. Başka sulardayım, başka dünyaların kapısı o benim için..

Bugün güzel Cuma :) Gündüzü ayrı gecesi ayrı güzel gün.. Akşam bizimkiler bizimkilere gelecek. Dünürler buluşacak yani :) Yarına ise o kadar güzel planlarım var ki.. Ne mi? Evdeyim... Okuyacağım, kemençemle buluşacağım, spor yapacağım, ohh evimdeyim. Misss!

Notcuk or Notçuk: Resimlerin adresi http://www.masukiye.com/resimler.html. Ama aynen öyleydi benim gördüğümde, tam sonbahar. Haydi sizde karına kışına gidin ;))









22 Kasım 2013 Cuma

Asi Bir Kuştuk hepimiz. Kuş olup uçtuk..

Dün akşam Kozyatağı Kültür Merkezi'nde +Ali Poyrazoğlu 'nun "Asi Kuş" oyununu izlemeye gittik.. Ben biraz kırık, biraz grip, biraz hassastım..Yolda giderken arabada uyukladım, hiç mi hiç canım istemiyordu açıkçası bir şey izlemek... Hatta oyun başlayana kadar koltuğumda uyukladım, öylesine bir hal geldi ki, eve gidip yatmak ne cazipti..

Ve oyun başladı. +Ali Poyrazoğlu sarı payetli ceketiyle çıktı önce sahneye, sohbet etti seyirciyle, alkış dedi daha çok alkış.. :) Başladı önce güldürmeye, öndekilere protokolsünüz zenginsiniz, arkadakilere ise işte benim fakir halkım ben sizin için oynamaya geldim deyince alkış kıyamet tabii :)

Oyun önce biraz fıkralar, şakalar, müstehcen hikayelerle başladı.. Açıkçası eyvah dedim, çünkü çoğu zaman böyle şeyler güldürmüyor beni,  ama daha sonra öyle güzel konuştu ki +Ali Poyrazoğlu .. Text bazı yerlerde o kadar göklere çıktı ki... Duygulandım, çok güldüm, çok içten hissettim onu...

Ali Poyrazoğlu zaten benim yıllardan beri çok sevdiğim, radyo programlarını takip ettiğim, çok derin bir adam.. Oyunculuğuna diyecek söz bulamıyorum o ayrı.. Ama dün akşam oyunculuğundan ziyade, sanki maneviyatı yüksek bir ruh vardı karşımda, o konuştukça ben okşandım, o konuştukça ben derinlere daldım.. Mustafa Kemal hikayeleriyle coştuk, +Müjdat Gezen +Sezen Aksu+Huysuz Virjin ve en sonunda +Zeki Müren hikayeleriyle beni benden aldı.. Aklım yüreğim ruhum gitti 80'li yıllara... Ki ben 83 doğumluyum, hissettim, gittim o zamanlara, o hikayelere.. O kadar güzel anlattı ki +Ali Poyrazoğlu .. Helal sana diyorum. Yine sevdim seni, yine beni benden aldın.. 

Öyle anlamlı dersler vardı ki içinde, insanın yaratıcı ruhunu geliştirmesine yönelik.. Ben bilmeme rağmen yine de çok iyi geldi, doping gibi oldu, babam bana ders veriyordu sanki hayatı öğretiyordu.. "İnsan iş adamı olabilir ama bu kimliğin yanında mutlaka sanatçı ruhunu da çıkarmalı.. Ya da sanatçılar mutlaka iş adamı ruhunu çıkarmalı ki kendi işlerini yürütsün.. Mimarsan Klasik Türk Musıkisi yap, Avukatsan Uzay Bilimleri ile ilgilen, Doktorsan Şiir yaz... Yap ki yaratıcılık çıksın, bununla dünya ve sen geliş değiş" Ah... Evet işte bu.. Tam da bu!

Bunun yanında araya giren ve hatta oyun onunla başladı diyebiliriz +George Bizet'in Carmen müzikali ve hikayesi... Aynı şekilde dokunaklı ve aynı şekilde çok etkileyiciydi..İspanya'yı görmemiş bu dahi yazar sadece bir iki İspanyol tablosuna bakarak ve bir-iki İspanyolca şarkıyı dinleyerek, aslında ucundan tutarak bu müthiş operayı yazmış... Yine yaşadığı sürece pek değer görmemiş ve erkenden ölmüş Bizet.. işte diyor +Ali Poyrazoğlu "George Bizet genç bir devrimciydi aslında, operayı değiştirmek istedi ve değiştirdi de. Bir devrim yaptı o" Belki işi dışında bir şeydi ama sanatın bir yerinden tuttu Bizet.. Yaptı, gösterdi dehasını..

Asi Kuş gerçekten içindeki kuşu, özgürlüğü, coşkuyu harekete geçiren bir oyun.. Kuş olup uçası geliyor insanın.."Ve aşk.. Özgürlüğe uçan kuşların birlikteliği.. Çoğunun kolu kanadı sakat.. Daha sonra sakatların birleşmesi.." Çok etkilendim aşk üzerine onlarca söz söyledi.. İyi ki var +Ali Poyrazoğlu iyi ki..

Ve ben iyi ki onun oyunlarıyla, radyo programlarıyla büyümüşüm.. Okuyan varsa bu notu, kaçırmayın derim. İçinizdeki Asi Kuş'u canlandırmaya diyelim...

21 Kasım 2013 Perşembe

Ben sigara dumanının altında...

Uzun zaman oldu sanki.. Haydi bakalım yine buradayım, bu akşam Asi Kuş'u izleyeceğim bir aksilik olmazsa... +Ali Poyrazoğlu bizim için oynayacak bu gece.. Çok umutluyum oyundan, nedense bir aydınlık hissediyorum. Yarın uzun uzun yazayım ki bende kalsın kelimeler, tiyatro..

Çok mu ara verdim ha.. İnan bir "sigara" mağduruyum.. İçsem zevk alırdım, ama içmediğim halde maruz bırakılmak çok saçma.. Çok tartışma.. Çok yorucu.. Çok dağınık ev.. Çok zor toparlamak.. Çok mu az seviliyorum acaba.. Çok kırgınım.. Çok kızgınım...Ondan aralar, ondan kopuşlar bendeki. Sorry Günlük!

15 Kasım 2013 Cuma

Çok Konuşuyoruz Bazen, Çok Gereksiz!

Bazen yok olsam diyorum. Kaçsam gitsem.
Nedense çok gerdi beni bu Esra'nın hediyelerini evde mi versek işte mi versek kısmı..
2 adet hediye ütü ve tost makinesi.
Alındı gelindi Eminönü'nden.
İşte benim masamın altında duruyor, Cumartesi Esra'ya gidilecek ve orada verilecek.
Neyse, derken Hülya dün odaya çağırdı bizi. Yemek listemizi konuşmak için son kez.
Çünkü Esra'ya giderken herkes bir şey yapacak diye konuşmuştuk.
Neyse o da ayrı bir tartışma konusu.

Maksat Esra yorulmasın, evinde bizi ağırlıyor yük olmayalım. Evet biliyorum iyi niyet.
Ama Esra'yı koruyacağım diye bizim üstümüze gelmeler, sen kısır getir, sen tatlı yap, Esra sen sakın bir şey yapma, biz getiririz... Tamam yapmasın Esra da. 3-5 insan birşeyler yapıyor zaten yeter. Ama yetmedi, bayağı uzun sürdü tartışma, bende en son Esra yapsın n'olcak falan dedim.

Olayın kötü kadını ben!!

Neyse sonra dedim kendime neden dedim diye. Ama bi kızdım ellerde yemek biri Bakırköy'den gelir, biri Şişli'den, biri Ayazağa'dan, biri Beşiktaş'tan.. (Esra'nın evi Çamlıca'da bu arada) Bir ben Kadıköy'den geliyorum, evet yakın diğerlerine göre.. Ama kimsede araba yok herkes toplu taşıma vs..

Bende dedim ki Esra'nın hediyelerini işte mi versek acaba? Aman demez olaydım ne ayıp olur kaldı, ne kabalığımız. Yani Esra benim 12 senelik arkadaşım, işte versek nolur o yavaş yavaş götürür evine. Sonuçta yarın hepimizin elinde yemek bir de hediyeleri olmasındı derdim..

Uzun uzun mail trafikleri verelimciler vermeyelimciler, ayıp olurcular olmazcılar.. Off negatif oldum..

Neyse az önce verdik hediyelerini iş yerinde. Çünkü hediyeye katılıp yarın gelmeyecekler vardı bir de. Onlarda en azından Esra'yı görmüş oldu.

Biz çok kadınız iş yerinde Melike'nin dediği gibi.. Çok kadın kadın, dişi dişi, vık vık, bıdı bıdı, ego ego... Herkes kendi dünyasının prensesi! Benimde tahtım sallandı işte..

Ve bir de Esra'ya yaptığım gereksiz espri olmasaydı iyiydi..
Esra'nın saçları kısa. Şu ara biraz uzadı. Sabahta yan taramıştı ve ben onaa aaa Adana Vali'sine benzemişsin dedim. Var ya şu Gavat diyen.. Allah'ım Melike koptu tabii.. Esra'da güldü, güldük çok :)) Ama az öncede hediyesini verirken o espriyi tekrarladı. Off demek ki saçma olmuş. Gerçekten zırvaladım, haddimi aştım, Bazen bilemiyorum sınırımı. Puff!:( Esra alınmaz iyidir o anlamda, ama bence azıcık da alınmıştı. Ki biri bana söyleseydi bunu ben ağlardım.. Vallahi ağlardım :(

Nihayetinde işte yer yarılsın içine gireyim durumundayım şu an tüm bu negatiflikleri yüklendim.
Susamıyorum çünkü azıcık.
Sussam ne güzel olur. Of ye iç otur. Ne aptal saptal espriler.. :( Özür dilerim Esra, valla komiklik olsun diye dedim, ama çok kaçtı...

Kadınlar Kulübü ve Kadınları...

Kadın olmak zordur.
Çocukluğundan tutun büyümesine, evlenmesine, doğumuna, yaşamına, kariyerine kadar her şey detay her şey dert..
Ve kadınların anlaşılmak gibi dertleri var.
Anlamak,
Konuşmak,
Dertlenmek,
Dert dinlemek,
Sevmek,
Paylaşmak... Kadının doğasındaki en önemli unsurlar.

Ve biz kadınlar çoğu zaman anlaşılamıyoruz. Ya eşimizden, ya ailemizden, kardeşimizden, kuzenimizden, komşumuzdan, öğretmenlerimizden dertliyiz. İşte artık günümüzde teknolojiyle birlikte bunu yapabildiğimiz yerler var. Bunlarında en önemlisi, büyük kadın ordusu, büyük kadın topluluğu  "Kadınlar Kulübü"...

Büyük ihtimalle kadınların kurduğu bu sitede yok yok. Özellikle forum kısmı benim vazgeçilmezim. Diyet, estetik, jinekoloji, yemek,  sağlık, vücut bakımı, çoluk-çocuk, eş-sevgili, seyahat, dikiş-nakış, moda, evlilik, dekorasyon, kültür-sanat... Aklınıza gelebilecek her şey.

Ben seviyorum böyle birliktelikleri, insanlar burada konuşuyor tartışıyor, başlarına gelen hikayeleri anlatıyor. İyi ki varlar..Ne güzel bir iş yapmışlar.. Ben okuyorum yazılanları, pek aktif orada yazmasamda okumaya çalışıyorum herkesi..

Kadınsan ya da kadınları anlamak istiyorsan bak sevgili okuyucu.
Kadınlık güzel şey.. Bir çok çekmece açık kadının beyninde, aynı anda onlarca işi yapabilir. Doğanın en güzel varlıklarından..

http://www.kadinlarkulubu.com/portal/
http://www.kadinlarkulubu.com/forum.php

14 Kasım 2013 Perşembe

Kraldan Çok Kralcılar var..

Ben bu lafı pek severim.
Kraldan çok kralcı olmak. Harikadır. Gerçekten mevki, para, güç, ün gibi unsurları taşıyan herkesin çevresinde vardır bunlardan. bu insanlar Kral konuşmadan, bir şey söylemeden, duygularını belli etmeden Kral ile ilgili konuşur, onu ve gücünü savunur, her seyi kendi biliyormuş gibi davranır, çok bilir, çok savunur...Ooofff! Bu adamlar kendileri bir halt olamamış, sürekli bir yampiri yumpiri,kaygan zeminlerde, böyle hafif kaypak tiplerdir. Kral iyidir belki ama bu adamlar yüzünden sevmiyorum Kralı.. Yok banane benim dünyam bu değil.

Kralcılar bir yana dursun ki gerçekten bu insanlarla işim olmaz. Normal olanlara hep yazık olur, kazık olur, o kazık mahvolur.

Eveet arkadaşım gün karanlık bugün. Akşama İlkim'in doğum günü kutlaması var. Hafta arası olan kutlamaları sevmiyorum, hoş yarın cuma ama yinede muşmula gibi işe gidiyorum sonra.

Hafta sonu ise Esra'nın yeni ev kutlaması var :) O ne demekse? Yeni evine taşındı ve bizde onda toplanacağız. Hem altın günü, hem de hediyelerini vereceğiz ve akşamına da +Candan Erçetin konserinde olacağım. Merakla bekliyorum Cumartesi'yi..

Bu arada güç bela tez özetimi yazdım, haftaya okula hocaya götüreceğim. Korkunç bir özet oldu, bu kadar mı olur? Ama artık ne vereceksem vermem lazım hocayı kaçıracağım yoksa.. Umarım kaçırmamışımdır tabii. Tramva olur bu bana.




13 Kasım 2013 Çarşamba

Mercan gitti..


Ah..İçim yanıyor..:(
Bu hayvanlar, sokak hayvanlarından dolayı dert sahibiyim ben.
Az önce, yazın doğan ve benim itinayla baktığım kız kedim Mercan'a araba çarpmış olduğunu öğrendim. :( Gerçekten kalbimin bir yerinde sızım sızım sızlıyorum şu anda.

Uzun zamandır böylesini görmemiştim. Nasıl insan gibi, nasıl sevdiren, nasıl seni anlayan kediydi. Temmuz'da doğmuştu, yavruyken bakmıştım sonra büyüdü işte birazcık her kapıyı açtığımda yanıma geliyordu, kucağıma aldığımda koluma kafasını yaslardı. Pire ilaçlarını yaptım, kısırlaştıracaktım,  o benim kedimdi..:(

İzmir'e giderken duruyordu, geldim yoktu kaç gündür. Bugün yine onu ararken, yan komşuyu gördüm sordum. o da kızıyla çok seviyordu onu.. Kızının peşinden giderken araba çarpmış işte oracıkta o anda ölmüş..

Sokak kedisi değildi o ya, kedi değildi başka bir şeydi..
Çok sevdim onu ben ve şu an çok üzgünüm.

Sokak kedilerinin kaderi bu zaten. Doğarlar ve ölürler. Ya araba altında, ya soğukta..

taş olmak lazım, kalbin kaskatı dolaşacaksın, ne insan seveceksin, ne hayvan, ne bitki. Ancak öyle çekilir hayat.

Şimdi gözümün önünde Mercan, miyav sesi aklımda...
Huzur içinde uyu güzel ruh, kısacık ömrünün bir yerinde bende vardım biliyorum.

:(

11 Kasım 2013 Pazartesi

Kasım Beni Kasıp Kavururken

Vay beee..
Ayın 11'inide bitiriyoruz arkadaş..
10 gündür yazmamışım bloğuma. Kendisi yeni ve ben ilgilenmemişim. Ama nedeeenn?Bir sordun mu günlük?

Geçen hafta sonu arkadaşımın bebeğinin diş buğdayına gittim tüm cumartesi bitti tabii. Keyifliydi çok yahu :) Bebekler, mamalar, taze anneler.. Gün gibiydi. Sonraki pazar derken bir koşturma geçiverdi. Efendim sonra hazırlanmalar, valizler hoop İzmir'e! Alsancak, Kemeraltı, Asansör, Şambalı tatlısı, Güven Lokantası, Bornova, Karşıyaka, palmiyeler, damla sakızlı türk kahvesi, Topçu lokantası... Off diyorum..!Tabi ben aslında konferansa gittim, ama daha çok gezdim tabi.. Ne güzel memleketsin sen İzmir yahuu! Hayran kaldım.. İnsanları, yemesi içmesi, doğası..hayranım.. Peki ben neden İzmirli değilim diye diye diye döndüm inan..

Oldu mu sana Kasım 9! Geçtiğimiz haftasonu ise bir gün annem bir gün diğer annem özlem özlem..

Şimdi bilgisayar başındayım aslında tezimin özetini yazmam ve vermem gerek okula ama yazamıyorum, yapamıyorum ya :( Allahım ben bu okulu bitiremeyeceğim gerçekten. Yok yani alt tarafı bir özet vermem gerek, yok çıkmıyor ııkk ıııkk ııkkk!

Ayrıca çarşambayada ödev teslimim var, yok arkadaş bana bir kal geldi.. Duaya çıkmam lazım.
Yazamıyorum nerede eski ben nerede vah nerede ah nerede.

Böyle ekran karşısında şarkılar türküler olmaz bu iş. Vallahi eskiden daha akıllıydım ben ne yaptığımı bilirdim. Puff :( Kasım beni kasma, kasıp kavurma şu ödev teslimlerimi yapayım lütfeen :((

1 Kasım 2013 Cuma

Cuma candır, gerisi heyecandır, ha bir de Kasım'da aşk zırvalıktır!

Cuma ferahlığındayım.. Hoop her şeyi yutasım, yiyesim, herkesi öpesim var..

Dün ruh daralmaları yaşarken bugün böyle olmamı Cuma'ya borçluyum.

Hava birazcık soğudu İstanbul'da, hafif bir esintiler var. Ama sabah evden çıktığım anda yürümek istedim. Alabildiğine yürümek.. Off, kulakta güzel ezgiler yürüyebilseydim ya keşke.. Ne güzel olurdu.

İşte rutin işlerin en kötü yanı bu. İstediğini istediğin zaman yapamamak. İşe yetişeceğim telaşı ile, attım kendimi dolmuşa. Puf..

Velhasıl işteyim.. Yazmam gerektiğini bilerek başladım hemen. Ama dün sevgili kocacım benim yazdıklarımı beğenmediğini söyledi. Daha etkili yazmalıymışım? Ne yazacağım etkili olsun diye? Ben vampirim mesela, zombiyim.. Bayılır zombilere emininm ilgisini çeker. Nihayetinde bir +Ayşe Arman olmayacağım değil mi?  Neyse illa ki daha etkili yazılar olur, bişeyler yaşarım, güldürürüm, ağlatırım.. Ama bu günlük. Adı üstünde gündelik olaylar yaşadıklarım. Bu kadar yaşıyorsam napayım.. Arkadaşlarıma püskürdüm, kendimi batırdım, tiyatrocu olamadım diye ağlak yazı yazdım. Beni strese sokma rica ediciiimmmm.

AAAA Kasım olmuş?! Şimdi twitterda herkes "Kasım'da aşk başkadır" yazmıştır kesin, daha bakamadım ama :) Evet Kasım'da boşananlar, ayrılanlar, birini kaybedenler için kesin başkadır eminim.

Hadi bakalım bu ay kocacım bana neler yapacak madem Kasım'da aşk bambaşkadır, bekliyorum. Kahvaltımı hazırlayıp yatağıma mı getirir, evi mi temizler, çok ilgili alakalı şevkatli oluğ gözümü mü yaşartır bak bilemedim. Kendi yaratıcılığına kalmış. Romeosal hareketler, Don Juan'lıklar bekliyorum kendisinden...

Kasım, Cuma hava bulutlu.. Tüm romantik hikayeleri, içimizdeki sevgiyi, umudu çıkarma zamanı. Her anın kıymetini bilme halleri. İnan şu an tamamiyle pembe giyinmiş iş arkadaşıma bile gülemiyorum sevgili günlük öyle romantiğim.. :)


Not. Resim Alp dağlarına aitmiş.. Heidi geldi aklıma.

31 Ekim 2013 Perşembe

Hastalıklı Haller ve Ruh Daralmaları

Sevgili dostum günlük,

Yine o hallerdeyim. Hani arada bir geliyor ve gitmiyor ya. Biraz buhranlı, biraz depresif, biraz kırılgan..

Dün işten çıkıp okula gitmeden önce bizim kızlarla bir şeyler yedik yine. Klasik öğle yemeği. Kendimi o kadar yabancı hissettim ki.. En yakınlarım onlar benim. Ama sanki onlar bir çemberde ve ben başka bir çemberde kalmış gibiyim. Bahsettikleri bana uzak, bakışları yabancı geldi..

Oysa ben onlara her an bayılan, hep onlarla olmak isteyen, her an onlarla neşeli, neredeyse hafta sonu programlarını birlikte yapacak kadar -çoğu zaman yaparak- seviyorum. Ama bazı dönemler kimi bencillikler gözüme gözüme giriyor. Sonra diyorum ben aslında sana karşı böyle değildim.. Çocuğunun doğumuna koştum, seni ameliyathanenin kapısında bekledim, seni aldım getirdim götürdüm seve seve, bayıla bayıla, en büyük dertlerimi sana açtım, seni hep dinlemeye çalıştım, ailemin içine soktum, benim kuzenlerimi beni çok iyi bilirsin, ne biliym her yere her şeye birlikte gittik, birlikte başladık, birlikte öğrendik.. Ama bazen sen uzak.. Sen beni unutmuş, sen bana ilgi göstermeyen, sen aynı koşullarda çalışmamıza rağmen birden zırt diye giden ve ben ortada pırt diye kalan...

Çoğu zaman takılmam böyle şeylere, görürüm ama takılmam.
Ama bazı dönemler görürüm, üstüne düşünürüm, takılırım, unutmam, ağlarım işte buna..

Kişi kendini hep çok yapar sanırmış. Kendini en iyi, kendini en fedakar, kendini mükemmel dost, arkadaş, eş, anne, çocuk hissedermiş. Bende öyle yazar gibi oldum.. Ben verdim sen n'aptın gibi bir şey çıktı. Ama benim en büyük handikabım çok kırılgan olmam. Bu kadar hassasiyet gereksiz, yorucu, korkunç bir şey!

Ve tabii ki korkunç bir gece geçirdim. Hemde boğazım başladı ağrımaya.. Vücudum düşük, başım çatlıyor, canım sıkkın..

Özledim arkadaşlarımı sanırım, yanyana değiliz eskisi kadar, beni bırakıp gittiler, vallahi gittiler Günlük.. Başka gruba geçtiler, bende buracıkta bir başıma kalıverdim.

Not: Sabah Kadıköy- Eminönü motorunda gelirken Haydarpaşa'da yunuslar gördüm.. Yüzümü güldürdü, en büyük safiyetime boğuldum.. Çok mutlu oldum. Ne güzelsin Doğa, İstanbul..
Not 2. : Ameliyathanede beklediğimle bir şeyler öğrendiğim kişi aynı değil bilesin günlük...:)

30 Ekim 2013 Çarşamba

Geçti yine bir Cumhuriyet Bayramı...

İstanbul'da yazdan kalma bir gündü.
Herkes cıvıl cıvıl, her yer Kırmızı-Beyaz.
Marşlar, bandolar, bayraklar, coşkulu müzikler..
Kadıköy Meydanı, Bağdat Caddesi her Cumhuriyet Bayramı'nda olduğu gibi çok renkliydi.

Bayram izni rehavetine kapılmayan onlarca insan ellerinde bayraklarla sokaklardaydı.
Cumhuriyet'in 90. yılını hep birlikte kutladık.
Ne mutlu bugüne,
Ne mutlu bu yaşananlara,
Ne mutlu Türküm diyene!


26 Ekim 2013 Cumartesi

Cumartesi..Sevmeyen var mıdır?



Cumartesi.. Haftanın en güzel günlerinden.. Taze taze ooh miss.. Eğer çalışmıyorsan-yani şanslıysan- bütün işlerini organize edebileceğin, program yapabileceğin, harika relax gün..






Uzun bir kahvaltıyla başladım güne, acımadım zamana verdim kahvaltıya!Oh.. Sonrasında klasik ev toparlamalarıyla saat 3 oldu ya olsun. 3 güzeldir. Yazmak içinde süper verimlidir. En sevdiklerimden biri cumartesi program yapmak, akşam için hazırlanmak haftanın yorgunluğunu atmaktır. İlla da dışarıda olacak diye bir şey yok. Şahane akşamlarda evde geçirebilirsin istersen, yeter ki keyifli ol, sağlıklı ol..


Bu kadar gün bunaması yeter. Şimdi şöyle bir düşünelim. Bu hafta nasıl geçecek. Pazartesi yarım gün, salı Cumhuriyet Bayramımız.. Hem tatil hem de bayram.. Oh ferah bir hafta. Sonra ki hafta iş seyahati var, hemde memleketin en güzel şehirlerinden birine İzmir'e.. Ne bende mi gezdim gördüm, ne yedim ne içim yapacağım!? İnanamıyorum... :))


Bugünün en popüler aktivitesi herkesin +Beren Saat ve Uğur Yücel'in son filmi olan "Benim Dünyam" filmine gidecek olması sanırım. Facebook ve Twitter listemdeki herkes 2-3 aylık bebelerini bile bırakarak filme koşuyor, çok enteresan.



Neyse, film oldukça ağırmış sanırım. Ağlama konusunda Babam ve Oğlum'u geçeceğini söylüyorlar. Açıkçası oyunculukları izlemeye tamam, ama ağlamak konusunda şüphelerim var.. Neden mi? Ben müthiş bir Çağan Irmak hayranıyım. Çemberimde Gül Oya gibi şahane bir baş yapıtından sonra ona hayran olmayan kalmadı sanırım. Babam ve Oğlum'a koşa koşa gittim tabii ki.. Ama tüm film boyunca ağladım.. Babasını erken yaşta kaybetmiş biri olarak herkesin duygularının iki katı hissettim filmi ve örül örül börül börül ağladım. Çantamda selpak, gözümde yaş kalmadı.. Benim ağlama sesim yüzünden gerçekten bir çok insan rahatsız olmuştur, eminim.. Neyse Emek Sineması'ndan çıktım, aynı tempoyla ağlayarak İstiklal Caddesi'nde Tünelden Meydana tam 3 tur attım.. 3 Turrrr!!!! Ancak sakinledim. Şimdi televizyonda Babam ve Oğlum'u görünce hemen kanal değiştiriyorum. Gerçekten!





O yüzden Benim Dünyam'ı çok merak etmekle birlikte o ağlama çılgınlığını tekrar yaşamak istemiyorum. Puff bilmiyorum.. Bu Beren'de nasıl bir hatun, gerçekten aklımı başımdan alıyor benim bile.. Ne güzel, ne zarif. Maşallah dedim, nazarım değmesin. Bu sabah +Kenan Doğulu ile bir sahneleri vardı, magazinin birinde kahvaltı ederken gözüme takılan... Çok duygusaldı, uzun uzun sarıldılar birbirlerine ayyyy kalpcikler uçuştu gözümde gerçekten hoşuma gitti. -Duygusalım ve bayağı bir şapşalım demiş miydim?- Hiç dayanamam öyle sahnelere gerçekten.. Hormonal olarak depremlerim böyle başlıyor benim, tsunami öncesi ruhumun çalkantıları bunlar benim..






Şimdi Cumartesi gününün devamına bakalım, belki bir kahve, ufak bir dost sohbeti daha da güzelleştirir günümüzü. 






25 Ekim 2013 Cuma

Çalışırken Aynı Zamanda Okumak



Delilik!

Vallahi delilik...


Siz siz olun okumayın. Ya okulu ya işi bırakın. Olmuyor ikisi bir arada olmaazz. Vallahi tırlatırsınız.


Ya şaka tabii.. Zor evet çok zor hemde ama her şeyi yapmak lazım şu hayatta. İş hayatın başlamış olabilir. Ama eğitimin yarım kaldıysa, insan denemeli. Kendini geliştirmeli, devam etmeli. Bu şahsi düşüncelerim.


Geçen sene doktoraya başlama kararını pek kolay almadım. Doktora bu boru u demek istiyorum.. Derslere gideceksin, hepsinden geçeceksin, üzerine yeterliliğe gireceksin sınavı kazanacaksın, teze geçeceksin ve BİR DOKTORA TEZİ yazacaksın. OOOhhh MY Goooodddd! Hayal gibi.. Gerçekten başlamak bitirmenin yarsıdır derler ama ben başlarken, ben bunu bitiremem ama başlıyorum diyerek başladım. Şimdi derslerimi bitirme aşamasındayım, ama geçen sene evde kafama huni takıp dolaşıyordum. Bir yandan ev, bir yandan iş, bir yandan ödevler.. Bu sene başında kendimi fazla paralamamak adına onlarca karar aldım. Nihayetinde mükemmel annenin kızıyım. Evim temiz olacak, bilmem kaç çeşit tencere yemeğim olacak, her şey pür-i pak olacak ki ben rahatça çalışabilmeliyim.. Sosyal hayat bitti tabii.. Yani azaldı diyelim daha doğru.


Aman gereksiz arkadaşlarımdan kurtuldum aslında. İyide oldu. Ona git, buna koş, biri alışverişe çıkmak ister, birini bebeği olur, biri bişi anlatacaktır, biri iş arar, biri bilmemne.. Tabi ki onlarda güzel tatlardı ama insanın yaşı 30 olunca, biraz daha kapanmak istiyor kendine. İşler artıyor, hayat gaileleri başlıyor hmhh Sevgili Günlük?Öyle değil mi?


Şimdi biraz daha kafam rahat, her şey oluruna bıraktım, Dr. olur muyum bir gün bilemem. Sosyal hayatın fazlalığı da zaten gereksiz bene. İyidir az öz arkadaşlar. İnsanlar bazen çok gereksiz bana.. Sanada, onada. 


İnsan kalemi kitabı seviyorsa okuması da bitmez.- ki ben öyleyim..- Bu ayrı bir blog konusu! Bir gün yazmalıyım kendimin ne tip bir problemi var ben çözemedim ama var bir aksaklık :))


Haydi okul okumaya, yarım kalan üniversiteleri, liseleri bitirmeye,yüksek lisans yapmaya, doktora ya başlamaya.. Haydi herkes okulaa!!



Not.. Karikatür tabii ki Yiğit Özgür ;)

Mevsim geçişi halleri



Şimdi düşündüm de kış gelmesine ufaktan üzülürken bir taraftanda şu bunaldığım düğün mevsiminden kurtulduğum için sevinçliyim.Gerçekten, eskiden düğün olsun, eğlenelim, mutlu olalım, ailemi, arkadaşlarımı göreyim diye düşünürken sanırım artık baydım..

Yaş itibariyle -30'lu yaşlar efendim- arkadaşlarımı bir bir evlendiriyorum. Bu sene ramazanın bitmesiyle tam tamına 3 yakın arkadaşım evlendi. Hemde ardarda 3 haftasonu! Hadi ben yine arkadaşım diye gidiyorum ama sevgili kocam durumdan pek mutlu değildi, tahmin edersin Sevgili Günlük..

Aileden yana da şansım bol, çünkü kalabalık!! Annem 7 kardeş babam bilmem kaç kardeş derken ömrümüz düğün salonlarında, kokteyllerde, yemeklerde geçti.. Arkadaştan yana ve kuzenden yana çok kişi olunca yaşantında düğün, bayram, çiftetelli, halay hepsiyle can dost oluyorsun.. Hayır bana şu adam uzak, bu kadınıda pek tanımam azıcık normal bir şey giyineyimde yok, hep bir yakınlık, hep bir İngiltere Düşesi Kate hali.. O abiyeler, renkler, saçlar, makyajlar.. Allahı'ım ödediğim para cabası. Evimde normal kıyafetten çok gece kıyafeti var desem?!




Neyse velhasıl, bu düğün mevsiminide kazasız belasız atlattım. Elbise yırtılması, ayakkabı acıtması, bileğin burkulması, parmakların su toplaması olmadı. Gelinler mutlu, damatlar mutlu. Şimdilik evlilik hikayelerini dinlemekteyim.. İlk yıl, ilk zamanlar çok zor oluyor. Beylik laflar etmeyeceğim. Zor işte ama geçiyor.


Ve ben kışı özledim.. Şöyle yağmurdu kardı donmalardı eve kendini atmalardı kalorifer-doğalgaz-soba yakmalardı.. Gelsin ev sıcaklığı.. Dizilere bile adapte olamadım bu seneee...

24 Ekim 2013 Perşembe

Tiyatrocu Olamamak ve Bir Kamu Kurumunda Çalışmak..



Haydi bakalım bilindik hikaye..
Tanıdığım onca insanın ortak hikayesi.
"Ama ben tiyatrocu olacaktıııııııııımmmmmmmmmmm"

Şu Türkiye'de insanların yarısına sorsanız, bir kısmı müzisyen diğer kısmı da tiyatrocudur kesin!

Yani tabi işin gerçeklik boyutuda var, insanların mesleklerini sevmemesinden tutunda ailelerin köstek olmasına kadar onlarca hikaye çıkar buradan ama duralım! İşte benim hikayem..

Hahaayytt, vallahi şu an ofiste çatır çatır bunları yazmaktayım.


Ne oldu benden?


Bir kamu görevlisi.


Nerede çalıştığımı sorduklarında, "bıdı bıdıda bıdı bıdıyım"..o Suratlarındaki ekşi ifadee... Aman Tanrım! Valla kabus gibi.

Tamam hareketliyim, kabıma sığmam, fiziksel olarak fena sayılmam.. Yakışmıyorum demek ki masa başına, rutine ya da devlete?:)

Evet lisedeyken bana sorduklarında "ayy ölürümde "bıdıbıdı" olmam, her şey olur o olmaz.. O ne öylee...Iyyykkk" dediğim günü, anı öyle iyi hatırlıyorum ki! Ama işte Allah'ın sopası yok, ben bunu yapamam dediklerine yaptırır, ben bunsuz yaşayamam dediklerine yaşatırmış, öyle derler..

Efendim lisede 3 aykırı ama çok sevilen-ki bu ikisinin bir arada olması çok güçtür- arkadaştık. 2 kız bir erkekten oluşan grubumuz, can dostluğa dönüştü illa ki.. Efendim sınıfta konserler vermeler, taklitler, doğaçlamalar, eğlenceler, evde kasetler doldurup sabaha kadar, 2-3 kopya yapmalar, kaset kapağında teşekkürler yazmalar, aman bir +Sezen Aksu bir Nazan Oncel bir +Leman Sam'laşmalar falan görmeyin gitsin.. Tabi bunun müzikle alakasız olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.. Hele Okan'ın bed sesiyle doldurduğuı kasetler.. Off Allah'ım akıl sağlığımızdan şüphe edenler vardı, haklılardı! :) Bunlar tamamen teyatral oyunlardı, kimliklere girip eğleniyorduk işte.. Saatlerce, günlerce..

Neyse, gel zaman git zaman Ben Ege ile birlikte Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ne tiyatroya gittim. Ne güzel zamanlardı. Hocamız Kıvanç abi bizi kenara çekip "mutlaka tiyatrocu olmalısınız, öyle yeteneklisiniz ki.." demişti. Yaşlar bizde 14..

Ege, babası tiyatrocu olduğundan ve ailede böyle bir geçmiş olduğundan, ama yinede çok zorlu yollardan geçerek Bilkent'te burslu tiyatro okudu, ardından Amerika'ya gitti, Okan ise lise biter bitmez Paris'e gitti.. Orada tiyatrocu oldu.

Bendeniz ne kendine güvendi, ne zorlukları aşabildi, ne çok istedi ama çok çok da istedi... Olmadı.



Uzun ve zorlu bir sınav süreci döneminden sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar'ı kazandı.. Çok sevdi okulu, bölümü, denizi, rıhtımı..Okul bitti Tiyatro Kulübü ile sürdürdüğüm ilişki bitti..ve Welcome to The Real World!!
Kamu görevlisiyim, tiyatroya devam etmedim, Ege ve Okan'ın dünyasının dışındayım, - dost muyuz eveeeet sonuna kadar-, çoğu zaman mutsuzum çok zamanda çok mutluyum tuhaf bir biçimde...
Yani işin özü bu, en çok da keşke tiyatrocu olsaydın diyen kişiler ve keşke tiyatrocu olsaydım dediğim anlar canımı acıtıyor. 
Okuyucu, sana söylüyorum. Valla bu konuda bildiğim bir şey yok :) Kendime derman olamadım, ilacımı bulamadım ama yaşın küçükse verdiğin kararlardan pişman olmamaya çalış, de ki ben bunu istiyorum peşinden koşacağım ya da neyi daha çok istiyorum de ölç tart. Yaşın büyükse kardeş, geçmiş ola. Arada ağla, arada gül, takıl benim gibi. ;)